sığır

Geniş bir çayırlık alanda  durgun akan bir nehir vardı. Uzakta, nehirin iki yanında yükselen ağaçlarla kaplı tepelerde oduncular çalışıyor, yaşlanmış kuru ağaçları kesiyor, ağaç kütüklerini usulca nehire bırakıyorlardı. Akıntı ile sürüklenen koca kütükler  3-4 kilometre ötede nehirin sığlaştığı alanda bekleyen başka oduncular tarafından büyük kancalarla kenara alınıp toplanarak, düzlükte bekleyen kamyonlara istifleniyordu. Bataklık gibi olan bu alanı türlü çeşit hayvan kendine mesken edinmişti. Köylüler buraya  otlaması için  sığır sürülerini getirirlerdi.

İri iki sığır güzel güneşli bir günde karınlarını doyurunca susadılar ve su kenarına geldiler su içmeye. Susuzluklarını giderirken hemen yakınlarında duran iri bir kütük Birinci sığırın dikkatini çekti ve sağında su içmekte olan ikinci sığıra dönerek kütüğü işaret etti:

“Kütük takılmış kalmış burada”

Yaşlı ikinci sığır suyunu içmeye devam ederken gözünün ucuyla baktı ve anında geri çekildi:

“Kütük değil o, uzak dur!”

Lakin birinci  sığır anında yanıtı yapıştırdı:

“Kütük yahu, baksana öyle duruyor, aha ilerden geçenlerle aynı işte!”

İkinci  sığır sabırla ilk  yanıtını tekrarladı ama diğerinden benzer yanıtı aldı. Su içmeyi bıraktılar. Bir müddet kütük, yok kütük değil, hayır kütük tartışması devan etti.  İkinci sığır sıkıldı ve  birincinin kütük dediği şeyin timsah olduğunu söylediyse de diğeri kulak asmadı kendisine.

Sonunda, yaşlı sığır dayanamayıp suya yaklaştı. Ayağını uzatıp kütüğe dokunurken “Sana kütük değil dedim” derken timsah bir anda sığırı boğazından kapıp uzaklaşıverdi.

Birinci sığır otlamaya devam etti.

Ahmaklarla tartışmayın, üçüncü taraf farkı anlayamayabilir.

Ahmaklarla tartışmayın; sizi dibe çekebilirler.