Sayın ve sevgili Ruşen Güneş’in aşağıya aldığım yazısı bana   lider – yönetici kavramlarını çağrıştırdı. Bu konuda yazacağım çok şeyler olabilir;  ama önemli olan o değil usta bir müzisyenin bu konudaki düşünceleri.

Yazı aşağıda

“Orkestra Şefi dediğin bir ”YAPICI ”olmalıdır. Kendinin verdiği, yarattığı kendine has sesi olan bir orkestra ve olduğu kente etki yapan insan; orada bir sure kalacağı için.  YAPICI eski İtalyan yaylı saz yapıcıları gibi: Stradivarius,  Amati,  Guarneri vs.,ve o ses çıktığı zaman iste bu adamın sesi denilebilen.

Belki  bizde yok ama her büyük orkestra şefinin kendi bir sesi vardır. Bunun  en iyi örneği benim bildiğim Simon Rattle’dır.  Birmingham’ a gittiğinde ilk yapmak istediği orkestra çalgıcılarının  mali olarak iyi bir şekilde ayarlanması ve kentin adam gibi bir konser salonuna sahip olması idi. Onunla konuştu bununla itişti ve o harika konser salonun yaptırdı.  Şimdi geldi sıraya bu orkestra ile daha neler katabilirim bu kente konusu. Eğitim,  oda müziği,  çalgıcıların oraya buraya gidip çalıp  insanlara yaklaşması gibi.

Sonra Berlin’e gitti ayni şeyleri orada da yaptı, imzasını attı SR diye. Şimdi Londra’da, iyi bir konser salonu olmayan müzikte meşhur Avrupa başkentinde;  aynı şeyi burada yapmaya çalışıyor. Adamlar bulundu paralı, yer bulundu alan olarak  ve sadece inşa etmeye kaldı.

Orkestra şefi söylenenler gibi gelsin elini kolunu sallasın, alkışlar, eleştiriler çıksın, bravo vs değil. Soru “Bizim için ne yaptın?” . Bir gecelik eğlence değil bu ya! O yüzden orkestra şefi dediğin adamın kütle ile ilişkisi olmalı. Yoksa elini salla her müzisyen bunu yapabilir.  Eğer Orkestra Şefi isen çok daha fazla şeyler yapman gerekir.  AKM yıkılacak yıkılacak diye haberler vererek gitti, birden değil. Hangi Orkestra Şefi ülkede bir çaba gösterdi durdurmaya? Orkestra Şefinin cok yapacağı is var bir kentte, sanki bir KÜLTÜR VALİSİ gibi. Beni deli etmeyin ya! ORKESTRA ŞEFİ  dendi mi büyük laf.  Büyük  daha çok büyük şeyler yapmak gerek özellikle Türkiye gibi bir ülkede”