İçeriğe geç

Endüstri Mühendisliğinden İstifa Ediyorum… !

Kategori: TecrübEM

Ben istifa ediyorum etmesine de, dilekçemi verebileceğim bir makam bulamadığım için istifam hala cebimde….

Neden istifa etmeyi düşündüğümü de kısaca (!) anlatayım…

Mezun olduktan sonra, evlilik gibi özel nedenlerden dolayı, kısa bir süreliğine de olsa Ankara’da kalmam gerekti. Ben de bu şehirde iş aramaya başladım. Bu vesileyle master yapma şansımı da kullanarak MBA yaptım…

İş ararken önce özel bir mühendislik firmasıyla görüştüm. Ben onları, onlar da beni çok beğendi. Ancak  bana  Karadeniz yöresinde sürdürdükleri bir proje için üç- beş  ay orada  kalmam gerektiğini bildirdiler. Yeni evli bir adam bunu kabul eder miydi? Tabii ki etmedim…

İkinci iş görüşmem Etibank ile oldu; ama bankacılık bölümü için değil. O dönemde Etibank’ın sahip olduğu birçok maden ve metalurji işletmesi vardı. Tümünün başında bir Genel Müdür ve diğer yöneticiler olsa da  genel planlama, üretim planlaması, strateji belirleme, yatırım ve genişleme kararları gibi hassas konular  Genel Merkez’den, yani Ankara’dan yönetiliyordu. O yüzden Ankara’da  oldukça geniş bir mühendis ekibi çalışıyordu. Bir şekilde bu durumu öğrenince iş başvurusunda bulunmaya karar verdim. Kaldı ki merkezde çalışmak  her zaman için dış birimlerde çalışmaktan daha avantajlı olur diye düşündüm. Hala da öyle düşünürüm…

İlk görüşmeye gittiğimde, beklentim beni herhangi bir işletmenin planlama kadrosunda mühendis olarak işe almaları idi. Tercihim ise Konya’daki Seydişehir Alüminyum Tesisleri idi. Ne de olsa Konya, Ankara’ya yakındı. Gitmem gerekse bile, git gel en çok 6 saat!

Etibank’ta çalışmak, devlet memurluğu demektir. Doğal olarak ücreti de özel sektöre göre daha düşüktür. Muhtemelen bu nedenle çok fazla başvuru olmadığı için beni işe almaya karar verdiler. Gerçi el sıkıştık ama bana hangi işte çalışacağımı söylemediler. Ben, “Seydişehir Grubu” diye üsteledikçe, onlar da “Tamam sen yarına evraklarını hazırla, geldiğinde detayları netleştiririz.” diyordu…

Ertesi gün evraklarımla birlikte gittim. İlk görüşmeyi yaptığım İdari İşler Sorumlusu olan müdür,  önce bir çay ikram ederek bana  Etibank’ın ne kadar büyük ve güçlü bir kuruluş olduğunu, yıllık şu kadar milyon dolar ihracat yaptığını falan anlattı.  Ben “Seydişehir”  dedikçe, kendisi Etibank’ın gücünden bahsetti. Yaklaşık yarım saati böyle geçirdikten sonra, çalan bir telefon muhabbetimizi böldü. Telefon konuşmasından sonra müdür, “Sayın Daire Başkanımız seni bekliyor.” diyerek beni ona gönderdi…

Sayın Daire Başkanı, Etibank bursuyla İngiltere’de  okumuş bir mühendisti. Elimde evrak torbamla karşısındaki koltuğa oturdum. Önce evraklarıma bir göz attı ve sonra da sorular sormaya başladı. Ama hem soruyu soruyor hem de cevabı kendisi veriyordu…

– Türkiye’nin en büyük yer altı zenginliklerinden biri nedir biliyor musun? – Bor ve türevleri.

– Bunların hammaddesi nedir biliyor musun? -Tinkal, Kolemanit,..vs.

– Bunlar nerede çıkar? – Kütahya,… falan.

– Bunlar sonra ne olur? – İşletmemize gelir.

Konu böyle sürüp giderken biz hammaddeleri çıkardık, ön işlemini yaptık, sonunda da Bandırma’ya yolladık, asit borik vs.  de yapıp satışa hazır hale getirdik…

“Sonra ne yapmak lazım?” diye sordu.

Bu sefer cevabı vermedi. Benden bekliyor…

Önemli bir şey söylüyormuş gibi cevabı yapıştırdım:

– Satacağız efendim!

– Peki kime ve nasıl satacağız?

– Ne bileyim ben… Kim isterse ona satarız…

Meğer iş o kadar da basit değilmiş. Yurtiçi kullanımı çok fazla değilmiş. Bir kısmını yurtiçine satıp, çok daha fazlasını da yurt dışına ihraç ediyormuşuz. Bulk Commodity- yığma ürün- olduğu için yurtdışı satışlarının da  gemiyle yapılması gerekliymiş.

Pazarlama, müşteri bulma konularına çok da fazla girmeden konuşmamıza devam ettik.

Sonunda karşılıklı soru- cevaplarla mallarımızı rıhtıma kadar getirdik. İş gemiye yükleyip  göndermeye kaldı…

Gerçi benim aklım hala Seydişehir’deydi ama, o aşamada bana şunu söyledi:

– Ürünü toprağın altından çıkarıp işlemeyi, zenginleştirmeyi ve satışa hazır hale getirmeyi, hatta müşteri bulmayı artık öğrendik. Ama limana getirdiğimiz ürünü nasıl göndereceğimizi henüz yeterince bilmiyoruz. Ben senin bu konuda çalışmanı istiyorum.

Haydaaa… Ben ki koskoca (!) bir Endüstri Mühendisiydim, adamın bana verdiği iş ise taşımacılıktı…

(Taşımacılık deyince aklıma ilk gelen, ilkokul yıllarımda oturduğumuz mahalledeki Beşir abi… Beşir Abi’nin dökülen bir kamyoneti vardı. Mahallede, kim ne taşıtacaksa ona gidiyordu. Kurban Bayramı öncesinde  mahalleliye koyun taşıyan, evine buzdolabı alana dolabı taşıyan, boş zamanlarında da kamyonet kasasında haşlanmış darı satan  Beşir Abi… Arabanın kenarında da “Nakliyeci  Beşir, Her şeyi taşır” yazardı…)

Açıkçası teklif hiç hoşuma gitmemişti. Elimdeki evrak dosyamla kalkıp gitmeyi düşündüm ama Daire Başkanına ayıp olmasın diye lafının bitmesini bekledim. En sonunda:

“Bu görevin çok zor olduğunu biliyorum, henüz çok genç ve tecrübesiz olduğun için altından kalkabileceğine de emin değilim ama yine de denemek istiyorum. Belki ODTÜ kültürü, belki de mühendislik eğitiminle az da olsa bir şeyler becerme şansın olur.” türünde ifadeler kullandı…

Ve de bam telime bastı !

Zaten daha askerlik yapmamışım, ne zamana kadar erteleyebileceğimden de emin değilim, üstelik bam telim (her ne demekse!) de zangırdıyor…

“Tamam, kabul ediyorum! Hemen başlayabilirim.” dedim.

Tabii bir de diyemediklerim vardı !…

Neyse, Etibank Genel Müdürlüğü Pazarlama ve Satış Daire Başkanlığında ilk işime başladım…

Mühendis olmama rağmen Satış / Pazarlama bölümünde çalışıyor  olmak, ilk başta hiç hoşuma gitmediyse de çok kısa bir zaman sonra işimden büyük keyif aldım. İşe girişimden hemen sonra bana özel bir görev verdiler. Görevim, Etibank’ın Deniz Taşımacılığı sistemini incelemek, öğrenmek ve geliştirmekti.

Ancak ortada ne incelenecek ne de öğrenilecek bir sistem vardı. Devlet kuruluşu olan Etibank, tüm deniz tasıma sistemini başka bir devlet kuruluşu olan Denizcilik Bankası Kargo Şirketine teslim etmiş durumdaydı.

Öncelikle Deniz Taşımacılığını genel hatlarıyla öğrenmeye çalıştım. Şirket içinden pek yardım alamadım. DB’li Kargocular da bana pek sıcak davranmadılar. O yıllarda Türkiye’de sadece birkaç tane armatör şirket vardı. Onlara ulaştım. Üstünkörü bir şeyler anlattılar ama pek bir şey öğrendiğimi de söyleyemem.

Sistemde, shex, shink…gibi, çok fazla kısaltma tabir (abbreviations) kullanılıyordu. İlk başta bunları öğrenmem gerektiğini düşünerek, bu konuda bana yardımcı olabileceğini öğrendiğim bazı kitapları yurtdışından getirttim. Kitap referanslarından başka kitap adları bularak onları da getirttim. Sonra elimdeki tüm kitapları detaylı bir şekilde okudum ve notlar çıkarttım.

Yüzlerce kısaltmayı, detaylı açıklamaları ve Türkçe karşılıklarını yazdım. Ayrıca kullanılmakta olan tüm  gemi kiralama sözleşmelerini de (Charter Party) kelime bile atlamadan tercüme ettim. Yükleme / boşaltma yaptığımız limanların kapasitelerini ve fiziksel özelliklerini de öğrendim. Sonunda hepsini bir kitapçık haline getirerek şirkette konuyla ilgili olan herkese dağıttım. Hatırladığım kadar bu çalışmam en az  altı ay sürmüştü.

(Hazırladığım bu kitapçığın Etibank’ta uzun yıllar Referans Notu olarak kullanıldığını öğrendiğim zaman çok sevinmiştim.)

Etibank’ta geçirdiğim çalışma dönemimle ilgili özellikle iki konuyu vurgulamak isterim.

Biri, edindiğim bilgileri kendime saklamayarak paylaştığım için herkesin gözünde “bilirkişi” oldum, özelliğimi/ değerimi kaybetmeyerek, aksine daha değerli bir çalışan oldum ve terfi ettim. (Bölüm Şefi oldum!)

Diğeri ise bana verilen görevin tanımıyla  ilgili olan bir konuydu. Verilen görevde hiçbir merkezi yönlendirme ya da talimat yoktu. Sadece çerçevesi çizilen bir görev verilmişti: “Sistemi öğren!”

Kalanı ise benim doğal çalışmama bırakılmıştı.

Sonucun benim için başarılı olmasının altında yatan  en önemli sebebin bu olduğunu düşünüyorum…

Etibank’ta çalıştığım dönemde, taşıma konusu toplam maliyet içinde çok önemli bir yüzde olduğu için, gerek yurtiçine gerekse de yurtdışına yönelik olarak yapılan satış bağlantısı toplantılarının neredeyse tümüne katıldım..

Ama Etibank’ta çalıştığım yaklaşık iki buçuk yıl boyunca hiç Endüstri Mühendisliği yapamadım…

Derken, izinler hariç on altı ay askerlik ve devamında özel sektör…

Askerdeyken, “Endüstri Mühendisliği özel kura’sı” ile Deniz Kuvvetlerinde bir amiralin emir subayı oldum! Telefona bak, not al,  falan…..

Askerlik sonrası özel sektördeki iş başvurularımdan hiçbirinde benim Endüstri Mühendisi olmama itibar edilmedi. Beni sadece dış ticaret uygulaması, uluslararası taşımacılık bilgim ve pazarlama / satış deneyimim nedeniyle işe aldılar.

O arada geçen altı yıllık dönemde (1981- 1987) iki firmada çalıştım. İkisinde de görevim dış ticaret sorumluluğuydu.

Hem merkezde hem de cephede görev almaya başladım. Ne Irak ve Libya’sı kaldı, ne de Afrikada’ki Zambiya ve Gambiya’sı. 365 günün üç yüzünde elimde çanta, ülke ülke dolaştım.

Araya SSCB (o zamanki adı böyleydi), Avrupa Ülkeleri ve ABD  girdiği zaman, seyahatler daha keyifli oluyordu tabii, ama insan bir hafta (yedi gün) boyunca on ülke dolaşınca o keyfin pek de farkına varılmıyor…

Kısacası, yaptığım iş uluslararası pazarlama ve satış, buna ek merkezde de satışlarımızı arttırmak için strateji, uygulama ve hedef belirleme çalışmaları.

Yani hala Mühendislik yok…

Yaşadığım hayat, canıma tak etmiş ki, (tabii ki başka nedenleri de vardı), 1987 yılında kendi şirketimi kurdum. Konu yine Dış Ticaret. Uluslararası Pazarlama, Satış  vesaire…

Önce al- sat (ihraç et) dönemi, sonra  üretime giriş…

Üretime başlayınca; “Tamam”, dedim, “artık mühendislik yapma zamanı…”

Her nedense aklımda Endüstri Mühendisliğini hep üretim ile özdeşleştirmişim !…

Yatırım, makine, eleman derken üretime başladık…

Olabilecek en düzgün, verimli ve sistemli  üretim düzenini kurmuş olmamıza rağmen bir süre sonra baktık ki, başka üreticiler bize  üretim maliyetimizin altında ürün teklif ediyor. Fiyatları hem bizim maliyetimizin altında, hem de üstüne kar ediyorlar ki bize öneriyorlar…

Nedeni ise düşük ücret, sigorta konusu vs, vs…

İki- üç sene kadar direndik ama onlar gibi yapamayacağımız için sonunda pes ettik.

Ve üretimi durdurarak, malları onlardan alıp ihraç etmeye başladık.

Böylece benim mühendislik uygulamalarım da yine bir başka bahara kaldı…

Ama, açıkçası iyi kar etmeye başladık…!

Derken bizim mal aldığımız üreticilerden bile daha aşağıda fiyat veren üreticiler çıkmaya başladı. Bu defa yurtdışındaki alıcılarımız da onların fiyatlarını bize emsal göstermeye başladı. Derken biz fiyat düşürdük, diğerleri de düşürdü, biz yine düşürdük, onlar bir daha düşürdü….

Baktım işin sonu yok, farklı bir yola girmek gerekir diye düşündüm…

Eğer biz  10 dolara malettiğimiz ürünü 11 dolara satmaya çalışırken, başkalarının verdiği fiyata uyarak maliyetinin altında satmaya başlarsak, bu işin devamı hüsran diyerekten yeni projemizi gündeme getirdim :

– Eğer bizden 11 dolara alınan mal 39.99 dolara satılıyorsa, o zaman biz o fiyatlara satalım.

Söz etmiş olduğum tekstil ürünü. Satış fiyatlarını da, ürünün üzerine kılçıklanan fiyat etiketinden dolayı biliyorum. Gerçi alınan ürününün üzerine muhakkak ki satışa gidene kadar bir çok ekleme olacaktı  ama galiba bu kadarı fazla diye düşünerek, yurtdışında kendi ürünümüzü kendimiz satmaya karar verdik…

İlk aklımıza gelen, hedef pazarlarımızda kendi mağazalarımızı  açmaktı…

Diyelim ki Almanya’da, Fransa’da  ya da ABD’de bizim mallarımıza talep var, o zaman biz de kendi satış mağazamızı kuracaktık…

Ancak kuracağımız  mağaza sadece o şehirde, hatta o mahalledeki müşteriye yönelik çalışacaktı. Daha çok müşteriye ulaşabilmek için ise bir çok mağaza açmak gerekecekti…

Hele ki  düzenimizi  ABD için kuracak olursak, her kasaba, her şehir ve her eyalette mağaza açmak gibi daha da büyük bir çıkmaza giriyorduk. Tüm bunları yapmaya ne bizim, ne de Türkiyedeki bize benzer herhangi bir yapının gücü yetmeyeceği çok açık olduğundan, karşımıza iki seçenek çıkmıştı :

Ya yurtdışında kuracağımız bir  merkezden kısıtlı sayıdaki müşteriye (yüksek fiyatla) perakende satış yapacak, devamında kalan malları da toptan satmaya çalışacaktık, ya da ……

Biz, “ya da” kısmını seçtik…

ABD’ de sadece bir tek mağaza kurarak, ürünlerimizi tüm ABD’ye bu mağaza kanalıyla perakende olarak, internet üzerinden, online satış olarak satacaktık.

Böylelikle, ABD’nin elli bir  eyaletinin her şehrine, her kasabasına, her mahallesine ve hatta her evine mağaza açmış olacaktık…!

(Bu düşünce ilk kez 1996  yılında aklıma geldi. Nedir, ne değildir derken iki yıl geçti. İki yıl sürmesinin nedeni ise benim gibi teknoloji özürlü ve bilgisayarla ilişkisi sadece üniversite döneminde aldığı ders nedeniyle kart delmek (punching) aşamasında kalan birisinin, Online satış denilen E– Ticaret gerçeğini anlaması ve öğrenmesi maalesef iki yıl sürdü; doğal olarak arada başka işler de yaptım.

1997 yılında başlayan çalışmalarımız 1999’da tamamlandı ve 2000 yılında ABD’deki satış mağazamızı kullanıma açtık.)

ABD’de iş kurmak pek kolay  değil. İşi sürdürebilmek daha da zor. İlk birkaç sene gerçekten çok büyük zorluklarla karşılaştık, derken bir şeyler yerine oturdu. O yıllarda, neredeyse zamanımın tamamını ABD’de geçirdiğimi söyleyebilirim.

Devamında Türkiye basınında “Dünyanın en Büyük Sanal Bornozcusu”- “Türk Firmasının Muhteşem Başarısı” gibi başlıklarla bazı yazılar çıktı…

(Oysa ABD’ de iş kurmamın amacı sadece daha rahat pazarlama ve satış imkanı yaratmak içindi. Keza oradaki uğraşım da öyle. Aklımda ne dergilere ne de gazetelere başlık olmak vardı.)

Kısacası işin içinde, dört yıl dirsek çürüttüğüm Endüstri Mühendisliği eğitimimden hala bir eser yok!…..

ABD düzenimiz devam ediyor. Elde ettiğimiz bilgi ve birikimle Türkiye’de de bir şeyler yapmayı düşünüyoruz. Bazı çalışmalarımız sürüyor, bir kısmını da kullanıma açtık.

Umarım ABD’de yakaladığımız başarıyı Türkiye’de  de sürdürebiliriz. Son üç yıldır bunun için uğraşıyoruz.

Sonuçta,  yaklaşık  otuz yıldır  yaptıklarıma, ya da yapmaya çalıştıklarıma baktığım zaman, şunu görüyorum:

Ben hiç Endüstri Mühendisliği yapamadım…..

Ancak şimdi düşünüyorum da,

eğer Endüstri Mühendisi olmasaydım, yaptıklarımın hiçbirini beceremezdim…

Okulda bana taşımacılığı, uluslararası pazarlama ve satışı, iş kurmayı, yurt dışında düzen kurmayı  gibi şeyleri  öğretmediler…

Ancak bana,

sistem yaklaşımı, analitik düşünme, problemleri arama, görme ve çözme, iş basitleştirme, verimlilik artışı hedefleme, sistemi oluşturan birimler arasında koordinasyon sağlama, yeni fikir ve uygulamalara açık olma ve uygunsa deneme gibi şeyleri,

ve  de en önemlisi,

kendime güvenmeyi öğrettiler.

Ben de tüm bu öğrendiklerimi uygulamaya çalıştım.

Galiba başarılı da oldum.

Sanıyorum artık cebimdeki istifayı yırtmak daha uygun olacak…!

Adnan Tokalıoğlu

AdnanTokalioglu400

1954 yılında doğdu. İzmir Koleji (BAL) ve ODTÜ Endüstri Mühendisliği bölümünden mezun oldu. 

Yaklaşık dokuz yıllık profesyonel çalışma hayatı sonrasında kendi şirketini oluşturarak dış ticaret sektöründe calışmalarını sürdürdü.

1999 yılından itibaren İnternet İşlemleri ile ilgili olan çalışmalarını ABD’de kurduğu şirket kanalıyla sürdürmektedir.

Şirketlerinin faaliyetleri halen Türkiye’de OrtakListe.com ve OrtakHedef.com projeleri ve ABD’deki Online Satış Sistemi ile devam etmektedir.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın