İçeriğe geç

ODTÜ

Kategori: TecrübEM

Bursa’da özel bir lisede okurken ODTÜ’ye girmeyi aklıma koymuştum. Arkadaşlarla planlar yapmıştık, yurtta da odayı paylaşırız diye. Ama o okuldan yalnızca iki kişi sınavı kazanabildik. Endüstri mühendisliği ilgimi çekiyordu; bu yeni mühendislik dalını babamla birlikte dergilerden incelemiştik. Fabrikaları, mekanik işleri severdim ama mühendisliği seçmem belki biraz da “erkek işi” klişesine inat olsun diyedir. ODTÜ’ye kayıt için gelirken, annemin döpiyes giymem için ısrar etmesi de hoş bir anımdır.

Maalesef ben daha hazırlıkta okurken babamı kaybettik. Onu aniden kaybetmek bende epey nihilist bir ruh hali yarattı. Lisede başarılı bir öğrenciyken, birkaç yıl ders çalışmak benim için anlamını yitirdi. Darbe sonrası ODTÜ’de ortaya çıkan hippi tipli gençlerden arkadaşlar edindim. Diskolarda dans edip duruyorduk; uyuşturucu kullananlar çoktu. Yurttan yakın arkadaşım Jale ile uyuşturucuya bulaşmamak için söz vermiştik. Gerçekten de hiç denemedik bile. Kayak kulübüne katılmam da beni daha sportmen bir ortama soktu sanırım.

Bizim dönemde boykotlar, öğrenci eylemleri devam etti. Eskişehir yolunda trafiği kesmek gibi, bazı öğrenci eylemlerini çok anlamlı bulmasam da, galiba ana fikri doğru bularak, çoğuna katıldım. Üzerimize ses bombası atılıp, ateş edildiği gün yurtlara çekilerek endişe içinde jandarmayı, polisi beklememiz… Bedii’nin dalgın dalgın ‘boom’ diye ellerini kaldırarak olayı yeniden yaşaması, gözümün önünde. ODTÜ yılları çalkantılara, boykotlara rağmen çimlerde sohbet etmeler, Kemal’lerde ders çalışmalar, kafa çekip Mehmet Erem’le alaturka söylemeler, sinametek’ler, Yüksel ve Can’ın rock merakı, Defne, Kumru, Cemal buluşmalarımız, Kapadokya gezisinde berbat otel odasını Yasemin’le paylaşmamız… güzel anılar. Ercan’la dostluğumu da hep özlemişimdir. İdari İlimlerden yakın arkadaşım Hale, Çağlar Keyder’le çalışıyordu. Bizim eve gelip giden arkadaşlarımın dünya görüşleri çok farklıydı. Bazen espri yaparım, “ben post-modernizmi 70’li yıllarda keşfetmiştim” diye. Arkadaşlarımın hepsinden bir şeyler öğrendim, hepsi yaşamımı etkiledi.

Aslında EM okurken, ders konularının fazla ilgimi çekmediğini anlamıştım, hele muhasebe türü dersler; ama artık ok yaydan çıkmıştı. Okulu uzatsam da, notlarımı biraz yükselterek mezun oldum. Devamlı didiştiğim Yaman’la da yakınlaşmaya başlamıştık. O ABD’de okullara başvuruyordu ama geç kalmıştı. Benim aklıma ODTÜ Mersin Deniz Bilimlerinde master yapma fikrini soktu. Ben, Yaman ve Kadir Mersin yolunu tuttuk. Nemli sıcak, haşereler, sıtma hapları işin tadını kaçırıyordu biraz ama hem denize girip hem ders yapmak çok zevkliydi. “Fluid dynamics” dersi için botla dolaşıp deniz akıntısını incelemek için ölçümler yapmak, ilk çevre eğitimim oldu denilebilir. Oradaki ilk/tek kız öğrenci olduğum için ayrıcalıklarım vardı; kendime ait bungalovum olması gibi. Ama ağabeyim evlenince annem yalnız kaldı ve Ankara’ya dönmem için ısrar etti. Orada aldığım bir iki dersi, sonradan ABD’de seçmeli ders olarak saydırdım.

ABD Macerası
Yaman’la gizli planlarımız yüzünden, Ankara’da geçici iş arıyordum ama memuriyet dışında iş bulmak zordu. Memuriyetten de istifa etmek kötü olacağı için dış ticaret yapan bir şirkette, İngilizcesi yetmeyen patrona yardımcılık işi buldum. Parası iyiydi ama yaptığım iş itibarlı sekreterlikti. Yaz gelince, 1979’da alelacele evlenip, Yaman’ın master yaptığı Athens, Ohio’ya gittik. Mehmet Erem de oradaydı ama bürokratik saçmalıklar nedeniyle ikisinin birden burs paraları aylarca kesilince, keyifli olması gereken o dönem inanılmaz para sıkıntısıyla geçti. Ailelerimizin Türkiyeden yurt dışına para göndermesi yasaktı o dönemde. Ben iki ay Burger Chef’de garsonluk bile yaptım. Sonra daha iyi küçük işler buldum: veri girmekle başladığım saat ücretli bilgisayar işleri, yeni nesillerin bilmediği “virtual machine” denilen, ana bilgisayarın her monitore hızla servis yapıp sanki PC kullanıyor havası verdiği bilgisayarlarda yaptığım işlere döndü. Yaman doktora için Georgia Tech’e kabul edilip asistanlık da alınca 1980’de güneye doğru yola çıktık.

Bilgisayar Uzmanlığım
“Gone With the Wind'”in şehri Atlanta, çok sıcak ve suç oranı yüksek bir yerdi ama Türk öğrenciler vardı (Ömer/Evin Kırca…). Evli lojmanlarında gece pide partileri, iskambil oyunları… Derken Yaman bir iş ilanı getirdi. Sağlık planlama modellerinde kullandıkları bilgisayar programlarını çalıştıracak eleman arıyorlardı. Yapabileceğime hiç inanmadan, Yaman’ın ısrarından kurtulmak için, nasılsa almazlar diye başvurdum. Tabii çalışma iznim de yoktu. Ama o zamanlar bunu kontrol etme yöntemi de, işveren için cezası da yoktu (kaçak işçi çalıştıran Güneydeki büyük çiftçi lobileri sayesinde). Beni işe alıverdiler, önüme de içinde ‘bug’ olan programları koyup, çözmem için iki ay süre verdiler. Korkudan öyle konsantre çalışmışım ki üç gün sonra hataları bulup programları çalıştırdım ve birden ‘kahraman’ oluverdim. Kendime güvenim artmıştı. İngiliz oda arkadaşım Diane ile ekonometrik modeller kullanarak gelecekteki hasta sayısı, hastane yatak ihtiyacı vb. tahminleri yapıyorduk. Oradaki birçok yayında yazarlardan biri oldum. Beş yıl sonunda Diane, şirketin danışmanı prof’la birlikte yeni bir şirket kurmayı planladıklarını söyleyip iş teklif ettiği sırada, Yaman doktorasını bitirip Ohio’da hocalık işi bulmuştu. Ben de otuz yaşımda tekrar okula dönmeyi düşünmeye başlamıştım.

OHIO’daki MIAMI ve Çevre Konusuna Geçiş
Miami University, Miami yerlilerinin güneye sürülmeden önceki mekanı olan vadiden alır adını. Okul Cincinnati’ye yakın sevimli bir kampüs şehri Oxford’daydı ve iyi bir eğitim kurumu olarak tanınıyordu. Hemen her yere bisikletle gidebiliyorduk. Ben çevre konusuna ilgi duymaya başlamıştım. BS ortalamam düşüktü ama iş yeri referanslarım ve iyice GRE notum sayesinde master programına kabul edildim. Bilgisayar laboratuvarında da asistanlık aldım. Master konusu olarak “modelleme”yi seçtim; orada bu konuyu seçen ilk öğrenci oldum. Hem ekonomi master öğrencileri için zorunlu ekonometri dersi gibi ‘kazık’ dersler aldım (seçmeli almama şaşıyorlardı) hem de hiç alışkın olmadığım “policy” türü derslerin inanılmaz okuma yüküne yetişmekte zorlandım. Sonunda 4.0/4.0 ortalamayla mezun oldum.

Elektrik Şirketinde Staj ve Green Card
Okul bitince, 1986’da Oxford’a 50 km uzakta Cincinnati Gas & Electric (CG&E) şirketinin mühendislik bölümünde staja başladım. Sabahın köründe yola çıkıp, yarısı -kazalar yüzünden “highway to heaven” diye anılan- daracık yolda olmak üzere, günde 100 km yol yapıyordum. Yine de memnundum. Yepyeni şeyler öğreniyordum, şirketin üretim tesislerini, hatta inşaat sırasında ortaya çıkan arkeolojik kazı alanlarını (Kızılderililere ait kalıntılar) geziyordum. Elektrik tahminleri yapan bölümde yine ekonometrik modeller kullanılıyordu. Bir yandan da, “peak demand”ı günün diğer saatlerine yaymanın, ihtiyacı azaltmanın yolları araştırılıyordu. Sattıkları şeye gereksinimi azaltmaya çalışmaları bana paradoksal gelmişti; bunu mevzuatın zorladığını varsaymıştım. Çok sonraları gerçek nedeni öğrendim: yeni tesis kurmanın maliyeti o kadar yüksekti ki, talebi azaltmayı tercih ediyordu şirketler.

Beni en şaşırtan şey ise, o sırada tamamen bitmiş Zimmer nükleer santralının büyük maliyetlerle, kömür santraline çevriliyor olmasıydı. İnşaat sırasında bütün bağlantıların röntgen kayıtları tutulmamıştı; bu iş sonradan da yapılamadığı için güvenlik koşullarını yerine getirmemiş sayılıyordu ve bu yüzden lisans alamamıştı. Türkiye’de böyle bir şeyin olması imkansız görünmüştü bana. Üstelik eyalette çok güçlü olmasına rağmen şirkete torpil yapılmamıştı. CG&E, dönüşüm maliyetini tüketiciye yansıtmak istiyor, tam ismini hatırlayamadığım (Ohio Electric Board gibisinden) kurum ise karşı çıkıyordu. Gazeteler, TV’ler bunu tartışıp duruyordu.

Bir süre sonra Cincinnati şehir merkezinde çalışan iki kişiyle yolu paylaşmaya başlamıştım; her gün birimiz araba sürüyorduk. ABD’de yükselmek isteyen gençlerin ne kadar büyük stres altında yaşadığını o zaman gördüm. Rekabet ikisini de fiziksel olarak hasta ediyordu. Kendi güney şivesine üzülen Darleen’in benim, “Avrupalı” şiveme imrenmesini de hiç unutmam. CG&E’de kadınların azlığı dikkatimi çekiyordu. Koskoca mühendislik bölümünde tek bir kadın mühendis yoktu. Bunun hiç de şaşırtıcı olmadığını, on dört yıl boyunca hiç Amerikalı kadın mühendise rastlamayınca öğrendim.

O sırada Yaman sürekli-oturma/çalışma izni aldı (green card) ve benim de başvuru hakkım doğdu. Ama bu başvuru sırasında, kaçak çalışıp çalışmadığım sorulacaktı. Yalan söyleyemem diye avukata danıştım ve başvuruyu Türkiye’den yaparsam bu sorunun sorulmayacağını öğrendim. Staj bitince İstanbul’a geldim. İran devrimi sonrası, İstanbul’da bir sürü İranlı ABD’ye kaçmak için konsolosluk önlerinde bekliyor… Epey karışık bir dönemdi ama iki ay sonunda iznimi alarak ABD’ye geri döndüm.

DAMES & MOORE’da Uzmanlık
Oxford zaten çok küçüktü ama Cincinnati’de iş bulmak da kolay değildi. Gazete ilanlarını takip ederek sonunda, tanınmış bir danışmanlık firmasına kapağı attım. CG&E gibi çok geleneksel, bürokratik bir yerden sonra Dames & Moore çok daha rahat bir ortamdı. Saatler esnekti; tabii bunun haftada elli saat çalışmak demek olduğunu anlamam uzun sürmedi! Kitap büyüklüğünde izin başvurularından, tehlikeli atık bertaraf tesisi kapatmaya, örnekleme planı hazırlamak/sonuçların istatistik analizini yapmaktan mevzuat analizine kadar çok çeşitli konuda çalışıyordum. İşler zevkliydi ama zamanla yarışmak gerçekten yıpratıcıydı. (Örnek: tehlikeli atık izin başvurusunu bir gün geciktirsek cezası her gün için $ 25,000 oluyordu.) Bazen gece 22.00’deki son FedEx’e yetiştirirdik işleri. O zamanlar ABD iş etiğinin en yüksek olduğu ülkeydi; babamdan sonra etik anlayışımı en çok etkileyen belki bu “protestan etiği” diye özetlenebilecek anlayıştır. Profesyonel karakterim Dames & Moore’da şekillendi diyebilirim.

ABD’de bulunmuş olanlar bilir, mühendislik diploması mühendisten sayılmaya yetmez. Önce çalıştığınız yerde ‘PM adayı (professional engineer)’ olup iki yıl çalıştıktan sonra çok zor bir sınavı kazanmanız gerekir. Avukatların baro sınavları gibi, bir türlü geçemeyenler çoktur. Çalıştığım şirketin ortağı patronum bana PM başvurusu yapmam için ısrar ediyordu ama ben gitgide hukuka, mevzuata daha çok ilgi duymaya başlamıştım. ABD’de mevzuat çok teknik öğeler içerir. Zaten avukatlık lisansüstü eğitim olduğu için, lisans eğitimi istatistik, jeoloji, vb. olan avukatlarla karşılaştım. Ben hızla şirketin mevzuat uzmanlarından biri oldum. İşin teknik yanını daha iyi anladığımız için müşteri avukatlarına bile akıl sattığım oldu. Hala mevzuat yorumlamayı seviyorum ama ABD’dekine kıyasla bizde çevre mevzuatı çok sınırlı, teknik el kitapları vb. hemen hiç yok gibi.

EM Temelinin Mesleki Yararları
Endüstri mühendisliği eğitimi hayatımı genel olarak çok etkiledi. Optimizasyon hastalığından ömür boyu kurtuluş yok! Multi-disipliner bir konu olan çevre mesleğimde mühendislik yaklaşımlarına aşina olmam proje yönetirken de çok yararlı oldu, tesislerdeki mühendislerin yaptığı işleri anlamama da yardımcı oldu. Sevmediğim engineering economy dersini keşke daha iyi iyi öğrenseymişim diye düşündüğüm oldu. ODTÜ’de edindiğim bilgi ancak master yaparken aldığım derslere temel olabilecek düzeydeydi, ama istatistik bilmek mesleğimde bana bir ayrıcalık sağladı. Şirkette örnek alma planları, istatistik analizleri benden soruluyordu. Değerlendirmeler için çevre kurumlarına alternatif istatistik metot bile önerdiğim oldu.

En Güzel ama Zor Proje: Annelik
Derken, otuz altı yaşımdayken bebek oğlumun gelmesiyle önceliklerim değişti. Part-time çalışmaya başladım ve tabii mesleki yarışta hemen ikinci sınıfa düştüm. Oğlumu gezdirip, sonra uyumadan proje yetiştirmeye çalışmak çok yorucuydu; çarpıntı yüzünden hastaneye gittiğimi hatırlıyorum. Yaman da o sırada doçent olmuş, tenure almıştı ama aklı hep Türkiye’ye dönüp orada bir merkez oluşturabilmekteydi. Yeterince deneyim edindiğimizi düşündük. Yaman’ın Boğaziçi Üniversitesi’nden teklif almasıyla, 1993 yılbaşından iki gün önce Türkiye’ye döndük.

TÜRKİYE’ye Adapte Olmak
ABD’de yaşarken Türkiye’ye hep yazları gelirdik. Kışın ortasında havaalanından çıkınca dumandan nefes alamadım. Yarı- şaka “biletler tek yönlü müydü” diye sorduğumu hatırlıyorum. Lojman henüz hazır olmadığı için geçici olarak annemin yanına yerleştik. Ben, o sıralar belki de İstanbuldaki tek çevre mühendislik/danışmanlık firmasının müdürüyle görüştüm. Hemen anlaştık. Fakat hem evimiz yok, hem oğluma bakıcı bulamamışım, daha sonra tekrar görüşmek üzere işi erteledik. Bu arada Boğaziçi Üniversitesinin Çevre Bölüm başkanı rahmetli Kriton Juri’le birkaç kez buluştum. “Akademik hayat bana göre değil, ben danışmanlık yapmak istiyorum,” deyince bana söylediğini unutmam: “Bizim millet akıl almayı sevmez, hele bir kadından…”

Bir süre oğlumu alıştırmak, ev satın alıp tamir ettirmek gibi işlerle geçti. Sonra Dames & Moore’un bir Avrupa ofisinden ilk işimi aldım: Adana’da küçük bir tesisti. İşlerin arkası gelmeye başladı. Dames & Moore büyüyerek dünyada iki yüzden fazla ofisi olan URS Corporation olmuştu. Az iş geliyordu ama ücret iyi olduğu için yetiyordu. Tabii yaptığım işler ABD’dekine kıyasla basit, daha çok “audit” işleriydi. Yabancı ortak, ya da potansiyel alıcılar, kirlilik/mevzuat sorunlarını mümkünse düzeltmek, mümkün değilse o tesise hiç bulaşmamak için çevre denetimi yaptırıyor. Başlarda, çevre konusu bizde o kadar yeniydi ki, “Nükhet hanım burası Türkiye,” lafını duyardım sıklıkla. Şimdilerde çok değişti; artık modern şirketlerin kendi çevre elemanları var, kalite standartlarına uyanlar da en azından izinlerini vb. iyi takip ediyorlar.

Sivil Toplumculuğum
Bu arada gönüllü olarak da hizmet vermek istedim ve çalışmalarını beğeniyle izlediğim Doğal Hayatı Koruma Derneğinin yönetim kurulunda altı yıl görev yaptım. Yönetim kurullarında çevre mesleğinden gelmeyen değerli üyelere inandıklarımı/bildiklerimi konuşarak/yazarak/tartışarak anlatmaya çalıştım. Derneğin kurumsallaşmasına katkıda bulunmaya çalıştım.

Yazarlığım, Fotoğrafçılığım
Yazmayı her zaman severdim. Türkiye’ye döndüğümde Yeni Yüzyıl gazetesinde bir kaç yazım çıkmıştı. Danışmanlık işleri azaldıkça kendimi bu işe daha fazla kaptırmaya başladım. Çocuklara, öncelikle, dünyanın ne kadar güzel olduğunu anlatmaya çalıştığım doğa öykülerimin ortaya çıkması da bu dönemlerde oldu. Sonra öyküleri bir web sitesine koyup resimlemek için yazılımlar kullanmayı öğrendim. Bir yandan da İstanbul’u keşfedip- kesinlikle acemi kategorisinde olduğum- fotoğrafçılığa daha çok zaman ayırmaya başladım. Siteme, çocukları çekmek için, bazı kedi fotoğraflarımı da koymaya başladım. Sonra, bir kediler cennetinde yabancı kedi takvimleri satılması gücüme gittiği için 2007 İstanbul kedi fotoğraflarımdan takvim yaparak eşe dosta verdim. Derken, Erol’un kedi severler listesinde görüp mesaj attığım Sarman Kitapçı ile tanıştık ve 2008 Cats of Istanbul ajandasını çıkarttık. Bu işlerden para kazanmak zor ama böyle bir ürünü ortaya çıkartmak benim için çok zevkli oldu; arkasını getirmek isterim.

Emekliliğe doğru çevre yazıları ve öyküler yazmaya, fotoğraf çekmeye dozunu arttırarak devam etmeyi umuyorum.

Nükhet Barlas

NukhetBarlas

AKADEMİK:
M.S. Çevre Bilim. Miami Üniversitesi, Ohio- ABD 1988

B.S. Endüstri Mühendisliği. ODTÜ, Ankara 1978

İŞ DENEYİMİ:

1993’den itibaren free-lance çevre danışmanı. URS için auditler, araştırmalar.

1998-1993 Dames& Moore (URS) Cincinnati: tehlikeli temizleme planları, proje yönetimi, kurumlarla yazışmalar, rapor hazırlama.

1987-1988 Stajyer: Cincinnati Gas& Electric (CG& E), Çevre ve Lisans Bölümü: Elektrik santral ruhsat izin başvurusu ve elektrik talep tahmin modellemesine yardım.

1986-1987: Bilgisayar Laboratuvarında baş asistan. Miami University, Oxford- Ohio.

1980-1985: Bilgi İşlem Uzmanı: NCG- Health Systems Agency, Atlanta, GA. Sağlık veri tabanı oluşturma, raporlama, talep tahmin modelleri geliştirme.
YAYINLAR:

Gazete yazıları: Radikal Gazetesi: “Tehlikeli Kuraklık”- “Kuraklık Paniği ve Su Kaynaklarımız”- Küresel Isınmaya Acı Reçete”; Cumhuriyet Bilim ve Teknik: “Kıyamete Çeyrek kala?”; Yeni Yüzyıl: “Sürdürülmez Kalkınma ve Çevre Mevzuatı”- “Devlet Baba ve Sanayi”

Miami Üniversitesi CG& E staj raporı, 1988.

Health System Agency’de çeşitli yayınlarda yazarlık.

Hospital system Model İncorporating Spatial İnteraction Effects, F.Kennedy, D.Terrell, N.Barlas. ORSA/ TIMS, San Francisco, 1984

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın