İçeriğe geç

Bir Çiçek Duruyordu Orda

Kategori: TecrübEM

Gül Yaprağı

”Uzakdoğu’da bir Budist tapınağı, bilgeliğin gizlerini aramak için gelenleri kabul ediyordu. Burada geçerli olan incelik, anlatmak istediklerini konuşmadan açıklayabilmekti. Bir gün tapınağın kapısına bir yabancı geldi. Yabancı, kapıda öylece durdu ve bekledi. Burada sezgisel buluşmaya inanılıyordu ve bu yüzden kapıda herhangi bir tokmak, çan veya zil yoktu. Bir süre sonra kapı açıldı ve içerideki Budist, kapıda duran yabancıya baktı. Bir selamlaşmadan sonra sözsüz konuşmaları başladı. Gelen yabancı, tapınağa girmek ve burada kalmak istiyordu. Budist bir süreliğine kayboldu, sonra elinde ağzına kadar su dolu bir kapla döndü ve bu kabı yabancıya uzattı. Bu, yeni bir arayıcıyı kabul edemeyecek kadar doluyuz demekti. Yabancı tapınağın bahçesine döndü, aldığı bir gül yaprağını kapta bulunan suyun üstüne bıraktı. Gül yaprağı suyun üstünde yüzüyordu ve su taşmamıştı. İçerideki Budist saygıyla eğildi ve kapıyı açarak yabancıyı içeriye aldı. Suyu taşırmayan bir gül yaprağına her zaman yer vardı… ”

Geçmişe Dair

ODTÜ’den mezun olalı tam yirmi üç sene oldu. Geriye dönüp baktığımda,   hayatımın hem herkesinki kadar sıradan, hem de kimsenin bir daha yaşamayacağı kadar eşsiz olduğunu görüyorum. Yaşadığımız sevinçler, hüzünler, tattığımız yenilgi ve zaferler aslında birbirlerinin türevleri sadece. Aşık oluruz, herkes gibi. Hayallerimizin peşinden gideriz, kimisini başarır kimisinden vazgeçeriz, yine herkes gibi. Biri ölür üzülür, biri doğar seviniriz. Buraya kadar her şeyimiz birbirine çok benziyor gibi görünse de, bunları deneyimleme şekillerimiz ve bunlardan bize kalanlar çok  çeşitlilik gösteriyor olmalı. İşte sanırım bizi özel yapan ve bizi farklı kılan şeyler bu çeşitliliklerdir, yani biraz da tecrübelerimizdir.

İş Hayatı

Şu an İzmir’in Urla ilçesinde faaliyet göstermekte olan Çiçek Dünyası isimli şirketimin yöneticiliğini yapmaktayım. Çiçek Dünyası, sekiz yıl önce Türkiye’de kesme çiçek tüketimini arttırmak hedefiyle ve bu hedefe ulaşıldığında, nihai hedefimiz olan mezat usulü satılan çiçeğin değerinin artmasını ve üreticilerin ürünlerinin değer kazanmasını sağlamak, ayrıca  daha kaliteli ve de çok çiçek çeşitlerinin Türkiye’de üretimini teşvik etmek amacıyla kuruldu. Çok yol katettik ve devam ediyoruz. Şu an Çiçek Dünyası olarak kuruluş hedeflerimiz doğrultusunda  Migros, Carrefour, Tansaş, Kipa, Metro, Bauhaus gibi zincir marketlere kesme ve buket çiçek satışı yapmaktayız. Başta en büyük zorluğumuz bu zincir marketlerde kesme çiçeğin satılabilirliğini  göstermek (stand, etiketleme, sunuş, market içi yer, çiçeklerin tanıtımı vs.) ve de inandırmak oldu. Peki neydi bu zorluklar? Çiçek Dünyası kurulmadan önce zincir marketlerde kesme çiçek satışı kavramı henüz ortaya çıkmamıştı. Zincir marketleri buna ikna etmek hiç de kolay gözükmüyordu. Üstelik para yok, çiçek dışında hiçbir malzeme yok (ambalaj malzemeleri, standlar vs.). Her şeyi ithal etmemiz gerekiyordu. Çok araştırma yaptım, yurtdışındaki buket firmalarını gezerek yetkililerle görüştüm. Daha önce yapılmamış bir iş olduğundan, tecrübeli elemanımız da hiç yok. Önce kendimiz öğrenip sonra yetiştirmek zorundaydık. Böylece sekiz yılda birçok eleman yetiştirdik ve hala yetiştirmeye devam ediyoruz. Ayrıca çiçekleri, çeşitlerini tanıtmalıydık çünkü her şey ya papatya ya da gül olarak biliniyordu. Çiçek Dünyası, başarısını kaliteden ödün vermeden, inançla sonuç odaklı çalışan üretici, yevmiyeci, buketçi, şoför, yönetici vs. tüm emekçilere borçludur. Bademler halkına borçlu. Çalışanlardaki o coşku ve liderine olan güven olmasaydı, karşımıza çıkan engeller aşılamazdı.  En taze ve güzelini tek tek seçerek, mesai saati bilmeden gece yarısına kadar çalışıp, arabaları yükleyip evlerimize gittik günlerce, aylarca,yıllarca… Canlı ürün satıyoruz. Vazo ömrü en önemli kalite standardımız. Mağazada satış şansı dört gün, sonrasında müşteride yedi gün garanti veriyoruz. Çiçekler seralardan kesildikten yirmi dört saat içinde mağazalarda olmalı ve oluyor. Bu nasıl bir hız ve stres tahmin edebilirsiniz. Sattığımız ürünün stoğu yok.  Çiçek üreticisinden ne zaman, ne kadar, hangi çeşit çiçek gireceğinin planını senelerdir ısrarla yapmaya çalışsam da hiç başarılı olamadım. O kadar çok etken var ki (başta hava şartları), bu nedenle her gün  işletmeye giren çiçeğe göre yeni plan yapmak durumu var. Ne planı mı yapıyorum? Bu çiçekle, bu elemanla, bu araçla, bu sürede, hangi buketi yapıp, nereye (hangi markete), ne kadar adet üretip, kaça satabilirimin planını yapıyorum.

Geriye dönüp baktığımda pek çok zorluğun üstesinden gelerek,  hedeflerimize ulaşabildiğimizi büyük bir mutlulukla söyleyebilirim.  Şu an yeni açılan market içi yerleşimlerde, kesme çiçek standları ve girişlerdeki yerleri planlanmakta, müşteriler çiçeklerle karşılanmakta. Bu ne büyük mutluluk benim için!

Biz bu mutluluğumuzu ve başarımızı, çalışanı ve işvereniyle bir aile gibi oluşumuzun yanı sıra, biraz da çiçekle uğraşmanın  bize verdiği manevi güce borçluyuz diyebilirim. Çünkü çiçek güzelliklerin sembolüdür.  Duygularımızı ifade etmekte zorlandığımız o en zor,  en mutlu, en hüzünlü anlarımızda bile bizim yardımımıza koşan bir dal çiçekten başka bir şey değildir. Konuşamadığımızda bizim için konuşur; seni seviyorum, sakın üzülme, teşekkür ederim der. Eve gelirken alınan ve vazoya keyifle konulan bir buket çiçeğin, ne kadar çok şeyi değiştirebildiğine eminim sizde tanık olmuşsunuzdur.

ODTÜ ve Sonrası

İşte böylesine duygularınıza hitap eden, sevgi ve emek isteyen sıcak bir işle uğraşmak, aslında okul yıllarımda öğrendiğim pek çok şeyle çelişti. Endüstri mühendisliği,  makine mühendisliğinden ayrılan bir bölüm olmuş yıllar önce. Makineler, adı üstünde metal gibi soğuk, ruhsuz malzemeler kullanılarak, işlerimizi daha kolaylaştırmak için icat edilmiş aletlerdir. Bu makineleri daha iyi kullanmak üzere yöntemler düşünmeye başladığımızda metotlar icat etmişiz, üretimi etkileyen (istenilen çıktıyı) diğer faktörleri daha ciddiye almamız gerektiği düşünülmüş ve bunların tümünü bir arada değerlendirerek, optimum fayda sağlamaya yönelik faaliyetlerin adını da endüstri mühendisliği koymuşuz. Şüphesiz  ODTÜ ve ODTÜ’nün en seçkin bölümlerinden biri olan Endüstri Mühendisliği bölümünün bir üyesi olmanın  bana kazandırdıkları, hayatımın tümünde pek çok şeyi oldukça kolaylaştırdı. Bence ODTÜ’nün yetiştirdiği öğrencilere verdiği en güzel şey, istediğini öğrenebilme ve muhakeme edebilme yeteneği, alışkanlığı aslında. Bu sebeple mezunlar, istedikleri veya istemeseler bile şartlar gereği nerede hangi konuyla ilgili olursa olsun, çalıştıklarında başarıyı yakalıyor. Ben kendi adıma bunu çalıştığım üç sektörde de yakaladığımı düşünüyorum. Biri tekstil, diğeri tarım çiçekçilik, şimdi ise organik tarım. Sektörlere veya işlere geniş bir perspektifle bakabiliyor ve global bakış açısını yakalayabiliyorsunuz. Bunu bana ODTÜ aşıladı. Bu okulda okumuş olmaktan çok mutluyum, oğlumu da bu sebeple ODTÜ’ye yönlendirdim .

Bir okul size ne kadar çok şey verirse versin, hayatın basit formüllerle ve metotlarla ifade edilemeyeceğini sonradan öğreniyorsunuz. Ben çiçeklerle uğraşarak bunu daha da iyi öğrendim. Sanırım çiçeklerle uğraşan, toprakla uğraşan, ürünlerine sevgi ve emek katmaya çalışıp, tıpkı bizim gibi doğan, büyüyen, ölen bir canlının, dünyaya gelişine vesile olan bir endüstri mühendisi olduğum için kendimi şanslı hissetmem gerekiyor. Tarım sektörüyle uğraşan sayılı endüstri mühendislerinden biri olarak,  endüstri mühendisi veya adayı gençlerimizin de bu alanda da, hem kendileri hem de ülkemiz ve dünyamız için çok yararlı işler yapabileceğine inanıyorum. Dünyamızın küresel ısınma sorunuyla boğuştuğu bu zamanlarda, gerekli bilgi donanımına fazlasıyla sahip olduğunu düşündüğüm endüstri mühendislerine, tarım gibi hayati önem taşıyan bir sektörde de oldukça ihtiyaç duyulduğu kanaatindeyim. Endüstri mühendisleri artık insan, zaman, çevre faktörlerine  duyarlı  yöntemler ve ürünler üzerine yoğunlaşmalı isterim. Optimize edilecek konu, yaşayanların uyumu ve mutluluğu genel hedefi üzerine olmalı.  Tarım, insanlık ve yaşam için en gerekli konu. En başta yeme ihtiyacımız var. Dünyamızın negatif gidişatı da göz önüne alınırsa eğer, endüstri mühendisleri mutlaka ve ivedilikle bu konuya adım atmalı ve çözüm üretmeli..

Son

Sanırım yazımın başında bahsettiğim o su dolu kabı taşıracak olan sert ve ağır bir kaya olmak yerine,  bir gül yaprağı kadar ince ve güzel olmayı başarabildiğimizde, yaşam herkes için daha güzel olacaktır. O zaman insanlar, kapları ne kadar dolu olursa olsun, bizi de aralarına almaktan mutluluk duyacaktır. Son olarak çiçeklerle başlayan yazımı Cemal Süreya’nın çiçekli bir şiirinden bir alıntıyla bitirmek istiyorum.

Bir çiçek duruyordu, orda, bir yerde,

Bir yanlışı düzeltircesine açmış;

Gelmiş ta ağzımın kenarında

Konuşur durur.

Bir gemi bembeyaz teniyle açıklarda,

Güverteleri uçtan uca orman;

Aldım çiçeğimi şurama bastım,

Bastım ki yalnızlığımmış.

Bir insan bir çiçeği kendi başına alıp yüreğine bastığında, bastığı şey Cemal Süreya’nın da dediği gibi yalnızlığı olabilir; ama o çiçeği o kişiye siz verdiğinizde, o zaman yüreğine basacağı şey kocaman bir  sevgi olacaktır.

Bir çiçek alın ve sevdiklerinize koşun …

Hülya Türkmenoğlu

HulyaTurkmenoglu400

29 Mayıs 1963’te İzmir’de doğdu.

1980 yılında İzmir Kız Lisesi’ni bitirdikten sonra 1985 yılında Ortadoğu Teknik Üniversitesi Endüstri Mühendisliğinden mezun oldu.

1987-1990 yılları arasında İktisat Bankasında başladığı çalışma hayatını 1990-1999 yılları arasında Kuşadasında tekstil alanında perakende mağazacılık yaparak sürdürdü.

1999 yılından beri kurucusu olduğu Çiçek Dünyası Ltd. şirketinde, İzmir Bademler Köyünde kesme çiçek üretim ve pazarlaması yapmakta olan Hülya Türkmenoğlu, 2007 yılında gene Bademler Köyünde organik tarım üretimine başladı.

Buğday, Doğa ve ETO Derneklerine üyedir.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın