İçeriğe geç

Endüstri Mühendisinin Karar Anındaki Çelişkisi

Kategori: TecrübEM

İnsanlar, başlarına trafik kazası gibi ciddi bir olay geldiğinde, olayın aslında gerçek olmadığını, bir rüya olduğunu, birazdan uyanınca her şeyin en son kaldığı monotonlukta devam edeceğini düşünürlermiş. Zannedersem bu bilinç durumunu sadece fiziksel farklılık yaratan olaylarla kısıtlamak yerine, bir anda insanın hayatında, sözgelimi sayısal lotoda altıyı tutturmak gibi veya sevdiğiniz kişinin bir anda sizi terk etmesi gibi, maddi veya manevi aşırılık yaratan bütün durumlar için genelleyebiliriz. Bahsettiklerimden sonuncusu dışında böyle bir olay başıma gelmedi, ancak şunu söyleyebilirim ki, böyle bir bilinç durumunun nedeni, insanın içerisinde yaşayagittiği ve kendisini tanımladığı kalıplara olan bağımlılığıdır. Burada bir dayatma söz konusu değildir kesinlikle, bu kalıplar insanlara dayatıldığı için insanlar genel çerçevenin dışında kendilerini rahatsız hissediyor değillerdir; tam tersine insanlar bağlanacak alışkanlıklar arar, hayatlarında huzur ve istikrar arar. Bu istikrarın getirisi ise tahmin edilebilirliktir. Tahmin edilebilirlik ile kontrol takıntısı arasındaki psikolojik ilişki ne boyutlardadır bilemiyorum, ancak belki de sırf bu yüzden en popüler masallar, filmler ve romanlar mutlu son ile biter. Daha doğrusu bunlardan mutlu son ile bitenler popüler olur. And they lived happily forever… Aykırı olanlar ise gazetelerin üçüncü sayfalarında kaybolup giderler.

Dolayısıyla ara sıra sarhoş olmak iyidir. Sarhoş olmak genellikle eğlenceyle birlikte anılır, ancak benim burada bahsettiğim sarhoşluk, yalnız başına, kontrollü olarak gerçekleştirilen bir eylemdir. Elbette yalnız başına sarhoş olmak insanın hayatında bazı problemlere işaret eder, en basitinden yalnız başına sarhoş olmaktan başka yapacak daha iyi bir şeyi olmamak gibi, ancak bunun nimetleri de yadsınamaz. Sarhoşluk, insana verdiği o ham cesaretin yanında, olaylara farklı açılardan bakma, hayatın katmanları arasında değişik ilişkiler kurma yeteneğini de anlık olarak kazandırır. Yalnızlık ise sarhoş insanın kendi kendisi ile konuşmasını mecbur kılan bir etmendir. Sarhoş insan konuşmak ister; eğer yalnızsanız kendi kendinizle konuşursunuz. İşte o zaman, ayıkken aklınıza gelmeyecek pek çok düşünce bir fırtına edasıyla kafanıza üşüşür. Böylece, yatay olarak sürdüredurduğunuz alışkanlıklarınıza dikey müdahaleler gerçekleştirme fikrini, gerçek bir olasılık olarak hayatınızın ajandasına alma ihtimaliniz artar.

Güzide bir endüstri mühendisi düşünün ki aracıyla bir yolda ilerliyor. Ulaşmayı amaçladığı bir tepe var. Normal şartlarda bu tepeye ulaşmak, yaklaşık olarak iş hayatından emekli olacağı yaşlara denk gelecektir dediğim zaman, bu yol ile neyi benzetmeyi amaçladığımı de anlatmış oldum umarım. Ortanın biraz üzerinde bir süratle yolda mutlu mesut giderken, ileride pusların içerisinde yavaş yavaş ortaya çıkan bir rampa görüyor. Görebildiği kadarıyla rampa, sağlam bir rampaya benziyor. Yine görebildiği kadarıyla bu rampa, ulaşmak istediği tepeye, normalde ilerlemekte olduğu bu dolambaçlı yoldan çok daha çabuk bir şekilde ulaştırma potansiyeline sahip. Ancak sorun şu ki, o güne kadar kimse kendisine rampaya nasıl çıkılacağını öğretmemiş. Bunu nasıl yapacağını bilmiyor; elinde sadece doğaçlama silahı var. Ancak rampanın en azından başlangıçta sağlam görünmesi, rampaya tırmanmaya başladığında aracıyla birlikte kendisinin de bir toprak kayması sonucu uçurumdan aşağı yuvarlanma tehlikesine maruz kalmayacağına işaret ediyor, ona güven veriyor. Dolayısıyla bu başlangıç aşamasında, pekala rampaya tırmanmanın inceliklerini öğrenebilir ve rampanın devamındaki daha çetrefil yol şartlarında bu tecrübelerini kullanabilir. Sorun şu ki, başlangıçtan sonra rampanın ne kadar çetrefil olabileceği hakkında hiçbir fikri yok ve şu öğrenme işi; bunu gerçekten başarabilir mi?

Trafik kazalarından çok bahsettim. Şunu da söylememe izin verin, trafik kazasında şoför, kazanın kaçınılmazlığını fark ettiği zaman, aşırı hızlı bir şekilde düşünmeye ve olasılıkları değerlendirmeye başlarmış. Bu zannedersem damarlara pompalanan adrenalinin yarattığı bir etki; insan türünün evrim sürecinde bugünlere gelmesini sağlayan etmenlerden birisi olsa gerek. İşte bizim endüstri mühendisimiz de rampanın girişine yaklaşırken, her ne kadar bir kaza söz konusu olmasa da sanki bir kazaya ramak kalmış gibi, kan damarları adrenalin ile dolmuş bir şekilde karar vermeye çalışıyor ve her endüstri mühendisinin yaşayacağı, endüstri mühendisinin karar anındaki çelişkisini yaşıyor, becerebildiğince bütün olasılıkları değerlendiriyor ve şu sorunun cevabını olabildiğince çabuk bulmaya çalışıyor: Rampaya girmeli miyim, yoksa dolambaçlı yoldan mı devam etmeliyim?

Öncelikle şunu belirtmeliyim ki, daha önce söylediğim gibi rampa puslar içerisinde hayal meyal seçilebilen ve ancak dikkatli bakılırsa görülebilen bir rampa. Dolayısıyla muhtemelen başka bir endüstri mühendisi, rampanın yanından geçerken o sırada arabanın kadrajından hız göstergesini kontrol ettiği için veya yanında oturan kişiyle ve arkadaki muhtemel çocuklarıyla ilgilenmek zorunda kaldığı için, rampanın varlığından bile haberdar olmayacaktı. Bizim endüstri mühendisimiz ise ilerlediği yol boyunca sürekli olarak bir rampanın hayalini kuran bir kişilik değil elbette; ancak dolambaçlı yolun oldukça uzun sürecek gelecekteki seyrini kafasında daha önce tahayyül etmiş, bu yolun gerçekten de bir miktar “uzun” olduğuna kanaat getirmiş ve bir rampa ihtimalini en azından gündemde tutmayı başarabilmiş bir mühendis. Dolayısıyla mevcut yatay alışkanlığı içerisinde bu dikey rampayı görebildiği için şimdilik en azından bir miktar sempatiyi hak ediyor nezdinizde.

Zavallı mühendisimizin vakti oldukça dar olmasına karşın ve bizim burada bolca vaktimiz olduğu için, mühendisimizin aklından geçenleri ağır çekimde ele alabiliriz. Mühendisimiz, öncelikle rampayı kullanarak ilerleme fikrini, elinde halihazırda mevcut bulunan dolambaçlı yoldan ilerleme seçeneğine tercih etmesini tetikleyecek nedenler üzerinde duracaktır. Çünkü dolambaçlı yol seçeneği zaten elde edilmiş bir alternatiftir. Bu akıl yürütmeyi gerçekleştirirken de rampanın nimetlerini sıralamak yerine dolambaçlı yolun sıkıntılı noktalarını öncelikli olarak ele alacaktır, çünkü dolambaçlı yol hakkında daha fazla bilgisinin olması bir yana, daha önce söylediğimiz gibi, rampa hakkında neredeyse hiç bir şey bilmemektedir.

Ilık bahar akşamlarında turuncu bir gökyüzünün altında, sarı buğday tarlalarının arasından dolambaçlı yolda ilerlerken, arabanın camını açıp kolunu dışarı sarkıtmak ve tertemiz havayı ciğerlerine doldurmak ne güzel. Ya da yol kenarında oluk oluk akan bir pınarı görünce biraz mola vererek kana kana su içmek. Bunlar gerçekten güzel ama ya kışın buzlu yollarda, sileceklerin bile hızına yetişemediği durmak bilmeyen dolu yağmuru altında gideceği yönü ön pencerenin buğusunu temizleyebildiği küçük bir el izi içerisinden kestirmeye çalışmak? Ya da arabanın klimasının bozulduğu bunaltıcı yaz öğleden sonraları? Bunlar ihtimal dahilinde olan ve mühendisimizin keyfini kaçıran gerçeklerdir.

Bunun yanında, eğer bu dolambaçlı yol boyunca kendisinden başka araba olmayacaksa, seyahatin oldukça sıkıcı geçeceği kesin gibidir. Tek başına yapayalnız yolda ilerlerken mühendisimizin gerçekten tepeye ulaşmayı başarabilecek kadar hızlı gidip gitmediği hakkında pek bir fikri olmayacaktır. Eğer yeterince hızlı değilse, tepeye hiç ulaşamama ihtimali bile mevcuttur. Yani hem can sıkıntısını azaltmak için, hem de göreceli hızını yol kenarındaki ağaçlara bakarak değil de diğer araçlara bakarak gözlemleyebilmek için dolambaçlı yolda bir miktar rekabet şarttır.

Ancak mühendisimiz zaten şundan emindir ki yolda trafik olacaktır. Hatta sollaması uzun süren long vehiclelar bile olacaktır. Seyrek trafikte seyahat etmek gerçekten eğlenceli olabilir, diğer arabaları sollayarak, hatta eğer mühendisimiz yeterince bastared ise makas yaparak ilerlemek yola heyecan katacak ve seyahatin tuzu biberi olacaktır. Ancak ya trafik içinden çıkılamaz derecede sıkışırsa, o zaman ne olacak? Mühendisimiz, seyrek trafikte olduğundan çok daha fazla vites değiştirecek ve yorulacak, bunun yanında bu aşırı yorgunluğa rağmen normalde gideceğinden çok daha az bir mesafe katedecektir; mühendisimizin çileden çıkmaması mümkün değil gibi.

Tüm bunlara rağmen rampa, mühendisimize halen daha riskli gibi görünüyor. Ancak biraz daha düşündüğünde dolambaçlı yolun da o kadar emniyetli olmayabileceğini farkediyor. Bir kere, yoldaki trafik işaretlerinin doğru olduğuna nasıl güvenilebilir? Mesela yolda kaybolma gibi bir durumla karşılaşırsa, mühendisimizi tekrar doğru yola sokacak güncel bir harita var mıdır? Mühendisimizin dikkati dağıldığı bir anda, yoldan çıkmasını engelleyecek güvenlik unsurları mevcut mudur? Haydi bunları da geçtik, ya bizim mühendisimiz kendi aracından daha hızlı otomobiller karşısında dirayetsiz kalırsa? Ya daha yetenekli şoförler, mühendisimizin eğlence olsun diye hayal ettiği sollama ve makas hareketlerini bizzat mühendisimiz üzerinde uygularsa? İşte o zaman mühendisimizin arabayı sağa çekip bir kenarda hüngür hüngür ağlamaya başlaması işten bile değildir.

Peki ya rampa hakkında ne demeli? Mühendisimiz o güne kadar geliştirdiği mevcut akıl yürütme yeteneğiyle rampayı bitirerek sağ salim tepeye ulaşmayı başarabilir mi? Rampadan ilerlemek bu kadar decent olabilir mi? Yoksa bir rampada ilerlemek, mühendisimizin sağdan soldan işittiği abartılı hikayelerde olduğu gibi herkese nasip olmayan, hadi şans bu ya nasip oldu diyelim, herkesin başaramayacağı, mistik ve gizemli kuralları olan, bilinen her şeyin orada tepetaklak olduğu Güliver’in Seyahatleri’ndeki gibi bencillik ve aşırılığın hüküm sürdüğü bir diyar mıdır? Rampa… Mühendisimiz rampa hakkında o kadar az şey biliyor ki ve rampanın gelecekteki seyri kendisi için o kadar tahmin edilemez ki, rampanın muhtemel istikrarsızlığının neden olacağı ızdırap gözünü korkutuyor. Elbette rampa vazgeçilmez değil, istediği bir anda mühendisimiz direksiyonu sağa kırarak rampaya paralel ilerleyen dolambaçlı yola düşebilir ve seyrine orada devam edebilir, yeter ki arabasıyla birlikte mühendisimiz düşüşten sonraki çarpmaya dayanamayacak kadar yaşlanmış olmasın. Ancak mühendisimiz rampadan vazgeçip tekrar dolambaçlı yola döndüğünde, mühendisimizin yukarı doğru tırmanmak için harcadığı onca zaman boyunca diğer araçlar dolambaçlı yatay yolda epey bir yol katetmiş olacaklardır; bunun yanında mühendisimiz ne kadar yüksekten düşerse, canı da o kadar fazla yanacaktır.

Zaman ilerlemekte, rampanın girişi yaklaşmaktadır. Ah lanet olası tepe…

Tam o sırada mühendisimiz, kendisini yaratıcısının ışığına kavuşan ruh gibi huzur dolu hissettiren bir şeyi akıl eder, ve de evet o sırada bir miktar sarhoştur. Dolambaçlı yolun amacı elbette tepeye ulaştırmaktır. Düz mantık şunu söyler, amaç tepeye ulaşmak ise, yol ve araba araçtır. Ancak mühendisimiz bunun doğru olmadığını farketmiştir. Yolda geçirilen onca yorucu senenin sonunda tepenin üzerinde sadece bir kaç sene boyunca domates yetiştirip çapa yapmaya fırsatı olacaktır. Dahası, tepenin üzerinde çapa yapan o beyaz saçlı yaşlı mühendis, bizim genç mühendisimizin pek de umurunda değildir açıkçası. O kadar ki, yol boyunca harcanacak onlarca çetin senenin ardından elde edilecek bir kaç huzurlu sene, istatistiksel açıdan bile gayet ihmal edilebilir görünmektedir; ve mühendisimiz bilgece bir sonuca varır: Tepe falan yoktur, her şey yoldan ibarettir; ve ah, işte, sevgili mühendisimizin kendi yolu, nam-ı diğer rampa, ilk kez kendisinin keşfettiği, daha önce hiç kimsenin geçmediği, kurallarını öğrenmek, onları altetmek için can attığı bakir rampanın girişi ileride yolun sol tarafında beyaz ışık huzmeleri içerisinde kendisini beklemektedir.

Ben ne yaptım derseniz, ben de yolda ilerlerken bir rampa gördüm, oldukça heyecanlandım ve düşündüm. Her endüstri mühendisinin yaşayacağı o çelişkiyi yaşadım. Ancak sonunda ben de sola doğru sapmaya karar verdim. Yolda ilerleyenler beni yolda tutmak için oldukça çaba harcadılar, bu çelişkiyi daha da arttırdı, ancak ben kararımı değiştirmedim ve rampanın o çetrefilli yollarına girdim. Yolun başlarında oldukça zorlandığımı itiraf etmeliyim. Birkaç kez savrulma tehlikesi bile yaşadım. Daha sonra ise, belki biraz da şansın etkisiyle, kontrolü elime aldım. Şu anda, rampayı ilk kez gördüğüm zamandaki bana güvenli görünen o başlangıç aşaması sona ermek üzere. İleride ne olacak gerçekten bilmiyorum, rampadan aşağı yuvarlanacak mıyım, yoksa rampa üzerinde yine kendime güvenli alanlar yaratabilecek miyim, açıkçası sürekli bunun için uğraşıyorum. Ancak şu kadarını söyleyebilirim ki, bunun için uğraşmak bile gerçekten güzel.

Janberk Şahin

JanberkSahin400

1980’de Ankara’da doğdu.

Liseyi İzmir’de bitirdi.

1998’de Orta Doğu Teknik Üniversitesi Endüstri Mühendisliği bölümüne girdi.

2003’de buradan mezun olarak Ege Üniversitesi’nde İktisat yüksek lisansına başladı. 

2004 yılında çelik tencere imalatı gerçekleştiren bir firmanın ihracat departmanında çalışma hayatına başladı.

2005 senesinde buradan ayrıldı, tekstil sektöründe kısa bir tecrübeden sonra enerji sektöründe faaliyet gösteren bir holdingte portföy yöneticisi olarak çalışma hayatına devam etti.

2007 senesinde buradan ayrıldı.

Şu anda enerji sektöründe danışmanlık hizmetleri veren Kapasitif Danışmanlık Ltd. isimli şirketin kurucu ortağıdır.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın