İçeriğe geç

İçimizdeki Kahraman

Kategori: TecrübEM

Her şey misafirlere çükünü gösterdiği o gün başladı. Sonrasında aferinlerle beslenmeye alışmış bu bünye sürekli kahramanlıklar peşinde koşup durdu…

Pekiyi dolu bir karne, başının tepesine dokunan yumuşak şaplaklar, söylenen güzel sözler,  gülümseyen güzel bir yüz, uzaktan bakan etkilenmiş bakışlar, hepsi hem mevcut başarıların onayını veriyor hem de bir sonraki kahramanlık girişiminin zorluk derecesini artırıyordu…

Ve böylece bir hayat yaşanmaya başlandı… Kahramanımız zaman zaman kendi hayatında baş rol oynama mücadelesi verirken, bazen de başka hayatlarda figüran olarak yer aldı.

Bisiklete binmeyi öğrendi; tek başına dengede durabilmek belki de hayatında başardığı ilk büyük deneyim olduğundan iki teker onun için çok farklı bir anlam kazandı… Kendini kötü hissettiği, zayıf duruma düştüğü durumlarda özgüvenini geri kazanabileceği bir yol vardı artık… ve bu onun hayat tarzının ilk temellerini attı…

Optimizasyonun hayata bir şekilde uyarlanabileceğini düşündü… Her şeyin ama her şeyin bir bedeli ve sonunda bir katkısı olduğunu gördü… Objektifi maksimum keyif, parametreleri  zaman, arkadaşlık, kariyer, sağlık, oyun, eğlence, para , coğrafya  vs olan bir model kurmaya çalıştı… ama kısıtları sonsuz olan bu modelin simplex metodu  ile çözülemediğini anladı… Kendince bir hayat değer indeksi yarattı…  o da tutmadı… ama yılmadı, her şeyi analitik kafasında çözümlemek için uğraşmaya devam etti.

Analitik yeteneğini, mühendislik bilgisini, kariyerini, parasını, zamanını, etiketlerini ve enerjisinin çoğunu karşı cinsi etkilemek için kullandı…Bu konuda hiç verimli olamadı… Bazen platonik kaldı, bazen dert paylaşılan yumuşak huylu arkadaş durumuna düştü… ve sonuca ulaşılan veya yaklaşılan durumları bir kahramanlık hikayesi olarak hafızasına ekledi…

Köyden şehre indi, apartman çocuklarına uyum sağladı. İşe başladı, şirket kültürüne uyum sağladı, evlenen arkadaşlarının karılarına uyum sağladı. Evlendi, çocuklu arkadaşlarının muhabbetlerine uyum sağladı. Ülke değiştirdi, farklı kültürlere uyum sağladı… Uyum sağlamak için sürekli değişen bünyesi yalama oldu ve bir daha ayar tutmadı…

“Neysen o ol!” deyişini şirket kültüründeki  “İki Şapkalı Adam”  felsefesine uyarladığını söyleyen insanlara uzaktan ve temkinle baktı…

Yaşamı sistem parçacıklarına böldü, her sistemi sürekli analiz ederek problem aradı. Sorun aramaktan psikolojisi bozuldu; çözüm önerileri buldu kendince yetkisi olmayan konularda… ve daha sonra unuttu… Mevcutla yetinmenin bir erdem olması doğrultusunda, aldığı eğitimin anlamlı olmasını aynı platformda örtüştürmek için çaba harcadı ve oluruna bıraktı her şeyi…

Ölümden korktu ama yaşamaktan  korkanlardan daha çok korktu…

Her durumu atasözleri ile açıklamaya çalışan büyüklerinden, bir şeyi başka bir şeye benzeterek çözebileceğini öğrendi.  Sonra bunun dersini alıp matematiksel  modeller hazırladı… İşi abartıp modelin kapsamını büyütmeye çalışırken  çevresini kuşatan karmaşık düzeni farketti… Kendi içinde garip bir ahengi olan bu karmaşanın bir parçası olmaktan heyecan duydu… Bütün bunları ilahi adalete bağlayanların muhabbetinden baygınlık geçirdi… Camiye gidenlerle cennete gidenler aynı mı olacak acaba diye düşündü… Bir sonuca varamadı…

Maliyet hesaplamasını öğrendi, paranın zaman içindeki değerini formülize etti… Bilanço, gelir tablosu ve grafiklerle açıklamaya çalıştı her şeyi… Bin dolarlık hediyeye burun kıvıran yüzler de gördü, bir dolara sevinç dolan gözler de… Paranın alım gücünün başka bir şey olduğunu anladı… Anlamayanlar tarafından dışlandı… Çok da umursamadı…

Yatırım planlarını arkadaşlık üzerine yaptı, emniyet stoklarını ise vefa üzerine … Hiç eksiye düşmedi… Ve modellerde olmayan bir şey fark etti… Bu stoklar kendi kendine büyüyordu…

Planlar yaptı, tutmadı… Gerçekleşeni  plana uydurmak için uğraştı, o da olmadı… Her şeyin bir plan dahilinde yürümesinin sıkıcı olduğunu düşündü, sürprizlerin daha zevkli ve daha eğitici olabileceklerini fark etti…Kendini akışa bırakabilmek için başka hayatları daha çok dinledi…

İstatistiği hiç anlamadı… Geçmişte olmuş bir şeyin gelecekte de olma ihtimali ona bir anlam ifade etmedi ama başına ne gelirse gelsin bunu bir şekilde hak ettiğini ya da bunun gerekliliğini kabul etti…  Hayat daha kolay oldu…

Karıncaların çalışkanlığını takdir etti ama korkaklıkla suçladı içten içe… Kendisi ağustos böceği olmak istedi, gücü yettiğince…

Doğru bilgiye en verimli şekilde ulaşılabilmesi için sistemler tasarladı…Her geçen gün yeni bir şeyler öğrendiği ve öncesinde bildiğini sandığı şeylerin çok göreceli olduğunu kavradığı noktada mevcut bilgilerle ileriye dönük plan yapmanın çok verimli olmadığını gördü… Sezgilerini geliştirmeye karar verdi…  Tutkuları mantığının önüne geçti… Genelin ölçeğinde başarısız oldu…Her şeyin kendinden ibaret olduğunu savundu,  geneli yine pek kale almadı…

Hayatı yol ayrımlarından oluştu, vereceği kritik kararların onu bambaşka yerlere taşıyacağının farkındaydı ama o önemli adımları atmaya korktu, bunun yerine sürekli plan program yaptı, kaynakları analiz etti, riskleri değerlendirdi ve bahaneler uydurup yerinde saydı… Sonra cesaretini topladı, korktuğunu kendine itiraf edebildiği noktadan sonrası ise artık çok farklıydı…

Hayata bir oryantasyon eğitimi bile alamadan atıldı… Hizmet etmek, itaat etmek ve kabullenmek üzerine programlanmaya çalışılan bünyesi iflas etti… “Bu hayat başka türlü nasıl yaşanabilir, uygulamalı eğitimler almak istiyorum!” diyerek farklı hayatlara doğru yolculuğa çıktı…

Tecrübenin ancak yaşandıkça kazanılabileceğini öğrendi… Başkalarının tecrübelerini okumanın sadece farklı ufuklar açabileceğini, ama cesaret olmadan açık bir ufkun sadece başkalarının işine yarayacağını anladı…

Muhtaç olduğu kudretin,  aldığı eğitEMin satır aralarında gizli olduğunu gördü… Ona bu ayrıcalığı sunanlara  minnettarlığını yine satır aralarına gizledi…

Ve bu bünye bütün bunları tek başına yaşamadı… Sadece onu o yapanların yaşadıklarını kendi içinde biriktirdi…

Yeni mezun arkadaşlarıma son sözüm

Bu bünye ben değilim…

Siz olacaksınız veya olmayacaksınız…

Yeni hayatınızda başarılar dilerim.

Levent Kalpakçı

LeventKalpakci400

1969 yılında Turhal’da doğdum.

1986 yılında Afyon lisesinden

1993 yılında ODTÜ Endüstri Mühendisliğinden mezun oldum.

Sırasıyla Havelsan, Emek Elektrik ve Arçelikte çalıştıktan sonra

2002 yılında Kanada’ya göçmen olarak gittim.

2006 yılında İstanbul’a geri dönerek bir danışmanlık firmasında işe başladım.

2008 yılı başından itibaren bağımsız olarak üretim verimliliği konusunda danışman olarak çalışmaktayım.

Tenis oynamak ve motosiklete binmek başta gelen hobilerimdir. 

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın