İçeriğe geç

Kamu Sektöründe Çalışmak (Aslında) Güzeldir

Kategori: TecrübEM

İlk kez 1980’li yılların ortalarına doğru, ülkemizde toplumsal değişim ve küresel ekonomiyle bütünleşme yönünde önemli adımlar atılmaya başlanmış, ancak kanaatimce, kısır iç siyasi çekişmeler ve bürokratik elitin statükonun korunmasında ısrar etmesi yüzünden, devam eden yıllar iyi değerlendirilememişti.

1990’lı yıllarda, henüz genç bir üniversite öğrencisi iken, yıllardan beri gözlemlediğim ve hakkında çok şey okuduğum ülkemle ilgili kanaatlerim artık iyice pekişmişti:

•    Örnek aldığımız batı medeniyetlerinde geçerli olan “Devlet, bireylere hizmet için vardır” anlayışının aksine, bizde “Bireyler Devlete hizmet etmeli” düşüncesi egemendi; kamu hizmetlerinin sunumunda, vatandaşın (müşterinin) ve emekçilerin memnuniyetinin pek önemi yoktu.

•    Devletin; eğitim, adalet, güvenlik, sağlık gibi asli işlerini verimli ve etkili bir biçimde yerine getirmesi gerekirken, enerjisini ticaret ve üretime yoğunlaştırması çağdışı idi. Üstelik bunda bile basiretli tüccar gibi davranmasını hiç beceremiyordu.

•    Gerekli iletişim kanalları ve şeffaflık araçları bulunmadığından, vatandaşın vergileriyle gerçekleştirilenlerin sorgulanması pek mümkün olmazdı.

•    Üniversite- öncesi eğitimde, bize ezberletilmesi gerekenler sorgulanmamalıydı (ki yarın bir gün hayata atıldığımızda iyi- tek tip- vatandaş olalımdı). Bilimin ve bilimsel çalışma yöntemlerinin öğretilmesi gereken üniversitelerimizin uluslararası performansı da ortadaydı. Allah’tan tıp fakülteleri vardı; vaziyet bunlar sayesinde biraz kurtarılıyordu. Yeterince gelişmemişliğin getirdiği bol hastalık çeşidi ve sayısız vak’a vardı ve araştırma, geliştirme konusunda hiç zorlanmıyordu hekimlerimiz.

•    Genelde bürokratik elit marifetiyle üretilen, politikacılarca tasdik edilen, bazen özel sektör katkısıyla sunulan kamu hizmetlerinin üretiminde ekonomikliğin ve kalitenin önemi de bulunmayabiliyordu; kamunun zarara uğradığının tespit edilmesi halinde, nasıl olsa “sorumlu” bulunamıyordu. Devlet sayesinde büyüyen kimi özel sektör şirketleri için, almadan vermek Devlete mahsustu.

•    Bireylerin evrensel hak ve özgürlüklerinin de kıymet-i harbiyesi yoktu; zaten büyüklerimiz ülkem adına en iyisini düşünüyorlardı! İnsan hakları sicilimizin bozuk olmasının da çok önemi bulunmuyordu. İnsanımızın adalet sisteminden umudunu kesip, başka arayışlara girmesi artık olağanlaşmıştı. Faili meçhul cinayetler, Gladio tipi örgütlenmeler almış başını yürümüştü.

•    Demokratik ve sosyal hukuk Devleti ilkeleri sadece kağıt üstünde idi sanki.

•    Katılımcı demokrasi anlayışımız da pek ilginçti!

•    Anayasal sistemin özü olan kuvvetler ayrılığı ilkesi, asimetrik güç dağılımını gördükçe, sanki lafta imiş gibi geliyordu.

•    Gelir bölüşümünün ne kadar bozuk olduğunun, sosyal güvencesi olmayan yığınların, yoksulluk altında ezilenlerin, işsizlikten kıvrananların pek önemi yok gibiydi.

•    Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktu; herkes bize düşmandı; içeride ve dışarıda pek çok tehdit ve düşmanımız vardı. Ülkemin her yanı kırmızı çizgilerle sınırlanmıştı; “O yasak, bu tabu, şu tehlikeli…”

•    Her şey merkezde elitler eliyle planlanmalı ve tepeden inmeli, kamu sektörü olabildiğince cesametli olsun ki karar vericiler ile vatandaş arasında dağlar bulunsundu. Geleceğe matuf 3-5 yıllık resmi planlarda, öngörülenlerden sürekli sapmalar olmasının da önemi yoktu.

•    İnsani gelişmişlik, küresel rekabet yeteneği gibi kriterler bakımından ülkemin az gelişmiş veya gelişmekte olan ülkeler liginde olmasının garipsenmemesi fevkalade ilginçti.

•    “Ölçmek bilmektir” ilkesi bize hiç uymadığından, pek çok hayati alanda istatistiğe de gerek yoktu. Mesela, ulusal mortalite (ölüm beklentisi) ve morbidite (hastalık beklentisi) gibi hayati tablolarımızın olmaması hiç sorun değildi.

•    Kayıtlı olmayı başaranlar için oldukça bonkör bir sosyal güvenlik sistemimiz vardı; güdük olan ve tuhaf bir şekilde düzenlenen/denetlenen finans sektörümüzde bir zerre olan sigortacılık sektörünün gelişmesine ihtiyaç yoktu! Entegre sosyal yardım ve hizmetler sistemleri de gereksizdi, sosyal Devletin ne olduğundan bihaber kafalar için.

Liste aslında çok ama çok uzundu. Anlayamadığım tek şey, onlarca yıldır biriken bu tablo karşısında sergilenen toplumsal duyarsızlıktı.

Derken, koalisyon hükümetlerinin yönetiminde geçen 1990’lı yıllarda, yarım asırdır siyaset sahnesinde olanların dönüşümlü olarak görev aldığı bir döneme şahit olduk.

Arkasından, büyük depremin ve dolayısıyla derin acıların, ekonomik kayıpların yaşandığı 1999 yılı aslında bir milat oldu. Onlarca yıl birikmiş sorunlarla bezenmiş sistemin sürdürülemez olduğu, göreve henüz başlamış zamanın koalisyon hükümeti tarafından ciddi biçimde anlaşıldı ve kaybedilen onca yıldan sonra bazı önemli adımların artık atılması gerektiği görüldü. Yapısal reformlar için düğmeye basıldı. Avrupa Birliği ile bütünleşmemiz yolunda en büyük adımlardan birisi olan Helsinki Zirvesi bu yılda gerçekleşti.

Ancak, gerekli tedbirlerin alınmasında çok geç kalındığı için, tarihimizin en büyük mali krizlerinden birisi 2001 yılında cereyan etti.

Takip eden dönemde, ülkemin belirleyici gücü halkımızın değişim arzusu oldu. Bu çerçevede, toplumsal ve yapısal dönüşüm yoluyla muasır medeniyetler mertebesine erişmeyi vaad edenlere şans verilen bir dönem başladı.

Bu aşamada, ülkemde;

•    adım adım gerçekleşen devrim niteliğinde yapısal reformlar,

•    Devletin üretim ve ticaretten çekilip, asli görevlerini vatandaş- odaklı ve şeffaf bir biçimde yapmaya yönlendirilmesi, devletçi ve merkeziyetçi yönetim anlayışından kararların piyasa dinamikleri tarafından şekillendiği, titiz bir biçimde düzenlenen ve denetlenen bir mekanizmanın benimsenmesi,

•    demokratik açılımlar, temel hak ve özgürlükler bakımından evrensel standartlara kavuşma arzusu,

•    müteşebbislerimizin küresel ekonomiyle bütünleşme çabaları,

•    yapıcı ve atak uluslararası ilişkiler politikalarımız,

•    ülkemin AB’ye üye olma olasılığı,

•    açık topluma evrilen Türk toplumunun bilgi toplumuna dönüştürülmesi iradesi…

geleceğe ilişkin umutlarımı, heyecanımı arttırıyor. Yukarıda saydığım sorunların bir gün tamamıyla gündemden çıkacağını ümit ediyorum.

Bu evrede, kamu görevlilerine, vatandaşa, işletmelere ve sivil toplum örgütlerine önemli yükümlülükler düştüğü kanaatindeyim.

“Dev ve dinamik bir sistem olma” özelliği taşıyan kamu sektörünün; sistemin bütününü sofistike modeller yardımıyla analiz edip geliştiren, bilişim teknolojilerinden en iyi biçimde yararlanan, çalışan, vatandaş ve kalite odaklı modern yönetim tekniklerini benimseyen, takım çalışmasını ve sistem yaklaşımını uygulayan batılı tarzda bir bürokratik yapılanmaya dogru evrildiğini görebiliyorum. Ancak, halihazırda belli alanlara yoğunlaşmış klasik ekollerden gelenlerin egemen olduğu mevcut bürokrasinin, ciddi ve sürekli bir teknik destek olmaksızın bu dönüşümü gerçekleştirmede yetersiz kalacağını görüyorum.

Dolayısıyla, biz endüstri mühendislerinin, mesleki niteliklerimiz gereği bu tarihi akışa hatırı sayılır katkılar sağlayabileceğimizi düşünüyorum. Bu kapsamda, özel sektörde zaten çok başarılı olan genç endüstri mühendislerinin kamuda çalışma seçeneğini mutlaka değerlendirmelerini istirham ediyorum.

Zira, biz endüstri mühendisleri; bilgi, teknoloji ve mali kaynaklar dikkate alınarak üretim sistemleri- insan- doğa bütünleştirilmesine yönelik her türlü düzenlemenin tasarımı, planlanması, uygulanması, geliştirilmesi, izlenmesi ve değerlendirilmesi aşamaları için gerekli mesleki donanıma sahibiz. Sistem yaklaşımı, sistem analizi ve tasarımı bizim altın bileziğimiz. Takım çalışmasına, rekabete ve stres altında çalışabilmeye yatkın yetiştiriliyoruz. Ölçme, bilgiyi elde etme ve sorgulama, ideali-kaliteliyi makul maliyetle tasarlama kabiliyetimiz, sayısal- sözel düşünme ve kendimizi iyi ifade etme yeteneklerimiz fazlasıyla gelişmiş durumda. Bize nam-ı diğer değişim mühendisleri (bazıları da strateji kurmayları) diyorlar. İşletmelerin yönetiminde hayati unsurlar olan planlama, liderlik, organizasyon ve kontrol açılarından gerekli olan hemen her şey bize öğretilmekte. Bilişimin müfredatımızda apayrı bir yeri var. Özgüvenimiz tam.

Kısacası, cesametli kamu sisteminde hedeflenen ve oldukça karmaşık olan dönüşüm sürecinin sağlıklı bir biçimde gerçekleştirilmesi için ihtiyaç duyulan özelliklerin tamamı endüstri mühendislerinde mevcut.

Sonuç olarak, kamuda çalışma davetime icabet edebilecek bölümdaşlarıma, Hazine Müsteşarlığı, Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı, TC Merkez Bankası, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu, Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu, Telekomünikasyon Kurumu veya Rekabet Kurumu’nda çalışmalarını hararetle tavsiye ederim.

Bunun için bana göre en önemli on nedeni şu şekilde özetleyebilirim:

1.    Bu saygın kurumlar, gelecekte toplumsal dönüşüm, yapısal reformlar ve Avrupa Birliği’ne üyelik ülküsünün gerçekleştirilmesi bakımından temel aktörler olmaya devam edecektir. Bu kurumların bana göre en önemli özellikleri değişime ve yenilikçiliğe açık olmalarıdır; son yıllarda endüstri mühendisi istihdam etmeye başlamaları bunun bir kanıtıdır. Söz konusu kurumlarda başarılacak her türlü kurumsal ve yönetsel iyileşme, diğer kamu kuruluşları-hatta özel sektör- için iyi birer örnek teşkil edecektir.

2.    Büyük resmi (kamu sektörü ve özel sektörü) alt sistemleriyle birlikte görmek, sorunları endüstri mühendisliği araçları yardımıyla analiz ederek, karar vericilere politika seçenekleri sunmak, bunların hayata geçirildiğini görmek, tarifi imkansız bir duygudur. Söz konusu kurumlarda çalışmak, bu imkanı sağlayacaktır (endüstri mühendislerinin, mezuniyet sonrasında genellikle şu iki seçenekten birini tercih ettiklerini gözlemledim: Meslektaşlarım ya özel sektöre geçerek, bir departmana sıfırdan başlayarak, patronlarını memnun ve zengin ettikleri ölçüde terfi edilip, şirketlerinde karar alma süreçlerinde etkili bir konuma gelmeyi bekliyorlar ve şartlar oluştuğunda ya daha iyi şirketlere geçiyorlar ya da kendi işlerini kurup, müteşebbis olarak bir şeyler yapmaya çalışıyorlar. Bu alanlarda üretilecek katma değerin kamu sektöründe yapılabileceklere göre daha mikro düzeyde kalacağını düşünüyorum).

3.    Bu kurumlarda görev alacakların, bakanlarla, vizyoner üst düzey bürokratlarla, zengin bir kariyer meslek memuru portföyüyle, özel sektörün dev şirketlerinin CEO’ları ve uluslararası kuruluşların en iyi uzmanlarıyla karşılıklı yakın çalışma şansları olacaktır. Bu ise zaten yüksek olan özgüvenlerinin artmasını ve mesleki gelişim bakımından fırsatları daha iyi etüt etmelerini olanaklı kılacaktır.

4.    Bu kurumların insan kaynakları yönetimi, başarılı özel sektör kuruluşlarınınkiyle karşılaştırılabilecek seviyededir; hizmetiçi eğitim, kişisel gelişim ve kariyer yönetimi imkanları özel sektöre göre daha fazladır; yurtdışında toplantı, seminer, yaz-okulu vs. türünden etkinliklere katılım imkanı ziyadesiyledir; OECD, IMF, Dünya Bankası, çeşitli yatırım-kalkınma bankaları gibi önemli uluslararası kuruluşlarla müşterek faaliyetleri söz konusudur ve bahsi geçen kurumların personelinin uluslararası kuruluşlarda çalışma imkanı mevcuttur.

5.    Bu kurumların personeline yurtdışında en iyi üniversitelerde, hatırı sayılır maddi olanaklarla yüksek lisans ve/veya doktora yaptırma imkanı bulunmaktadır.

6.    Bu kuruluşlarda ücret seviyesi özel sektörle rekabet edebilir düzeyde olup, ömür boyu iş garantisi, lojman imkanı, nezih çalışma ortamları ve bilişim alt yapıları göreli olarak daha çekicidir.

7.   Bu kurumlardan bazılarının personeli, önemli ülkelerdeki yurtdışı temsilciliklerinde çalışma imkanına sahiptir. Bu ise, madden ve manen ciddi bir tatmin imkanı sunmaktadır.

8.    Bu kurumlarda yetişen başarılı bürokratlara, kamu kuruluşlarında üst düzey yönetici olarak görev alma imkanları sunulmaktadır.

9.    Adı geçen kurumlarda çalışan başarılı personel, kamudan sıkıldıklarında özel sektöre iyi olanaklarla geçme imkanlarına sahip olmaktadır; karar değiştirdiklerinde kamuya dönebilmektedir.

10.    Söz konusu kurumlarda deneyim kazananların, siyasete atılmaları halinde kamuda çalışmanın bir neticesi olarak aşağıda sıralanan niteliklere büyük ölçüde sahip olmaları nedeniyle politikada başarılı olacaklarına inanıyorum:

•    Ülkemiz açısından stratejik konulara vakıf olmak

•    Temel hukuk ve iktisat bilgisine sahip olmak.

•    Hem kamu sektörünü hem de özel sektörü iyi tanımak.

•    Uluslararası gelişmeleri yakından takip etmek.

•    İş yaşamı ile özel yaşamı dengeleyecek bir düzene sahip olmak

•    Geniş bir çevre edinme imkanına sahip olmak.

(Bu vesileyle, en başarılı siyasetçi- endüstri mühendisleri olarak gördüğüm, Dışişleri Bakanı ve Başmüzakereci Sn. Ali BABACAN, Milletvekilleri Sn. İlhan KESİCİ ve Sn. Osman COŞKUNOĞLU ve rahmetli Ali DİNÇER beylerin yükselttikleri çıtanın, diğer endüstri mühendisleri için önemli bir motivasyon unsuru olmasını diliyorum).

Son sözümü endüstri mühendisliği bölümü müfredatını belirleyen, öğrencilere ışık veren değerli hocalarıma iletmek istiyorum:

Mezuniyet sonrasında çalışma seçeneklerini ve iş fırsatlarını değerlendirecek gençler için, hem kamu sektörünün hem de özel sektörün alt sektörleriyle birlikte daha geniş bir perspektifte tanıtılması, iş ve çalışma hayatını ilgilendiren her türlü bilginin sağlanması ve kamuyla işbirliği projelerinin geliştirilmesi yararlı olacaktır. Bu çerçevede;

•    Kamu sektöründe endüstri mühendisleri için bulunan potansiyelin daha iyi tanıtılmasını teminen titiz bir içerik belirlenebilir ve bu amaçla kamuda çalışan endüstri mühendislerine ders verdirilmesi sağlanabilir.

•    Ticaret hayatı, çalışma hayatı, sendikal haklar, sivil toplum örgütlerine aktif katılım gibi konularda yol gösterici olunabilir.

•    Temel hukuk dersi zorunlu hale getirilebilir.

•    Temel sektörlerin işleyişi, düzenlenmesi ve denetlenmesine yönelik dersler konulabilir.

•    Enerji, ulaştırma, telekomünikasyon, finans, sağlık ve sosyal güvenlik gibi önemli alanlarda, e-Devlet, e-dönüşüm, stratejik planlama ve yönetim, performans esaslı bütçeleme, risk yönetimi, finansal yönetim, iç kontrol, bilgi yönetimi konularında kamu kuruluşlarıyla ortak projeler geliştirilebilir, araştırma-geliştirme ve inovasyon eksenli sinerji yaratılabilir.

•    Öğrencilerin zorunlu staj ve proje sorumlulukları, kamu sektöründe özellik arz eden alanlarda gerçekleştirmeleri teşvik edilebilir.

•    Endüstri mühendisleri açısından büyük fırsatlar bulunduğuna inandığım sigortacılık sektörü açısından hayati önemi bulunan aktüerya konusu müfredatımıza eklenebilir.

•    Ulusal ve uluslararası geçerliliği olan mesleki yetkinlik sertifikaları hakkında yol gösterici olunabilir.

•    Müfredatta hizmet üretim sistemlerine daha fazla ağırlık verilebilir.

Mustafa Akmaz

MustafaAkmaz400

1973 yılında Konya’da doğdu.

ODTÜ Endüstri Mühendisliği Bölümü’nden 1995 yılında lisans, 1999 yılında ise y.lisans  derecelerini aldı.

G.Ü. Fen Bilimleri Enstitüsü’nde bir yıl süreyle Araştırma Görevlisi olarak çalıştıktan sonra, 1996 yılında açılan yarışma sınavı neticesinde Hazine Müsteşarlığı’nda uzman yardımcısı olarak göreve başladı.

2000 yılında Hazine Uzmanı ünvanını aldı.

Mart 2004 tarihinde, T.C. Londra Büyükelçiliği Ekonomi Müşavirliği’ne atandı. Temmuz 2006 tarihinde, Hazine Müsteşarlığı Kamu İktisadi Teşebbüslerinin yatırım ve finansmanından sorumlu Daire Başkanı olarak görevlendirildi.

2007 yılı Temmuz ayından itibaren Hazine Müsteşarlığı Strateji Geliştirme Daire Başkanlığı görevini yürütmektedir.

Çeşitli yayın ve makaleleri bulunmaktadır.

Evli ve tek çocukludur.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın