İçeriğe geç

Öğrendim ki Endüstri Mühendisliği diye bir meslek varmış!

Kategori: TecrübEM

Ankara Fen Lisesi’nde okumaya başladığım 1968 yılı Eylül ayında peder bey de1  Adana’da Bossa Basma Fabrikası’nda göreve başlamıştı. Ben İzmir’den Ankara’ya giderken ailem Adana’ya taşınmıştı; babamın subaylıktan ayrılmasından sonra yıllardır özlemini çektiğimiz İzmir’de yaşayacağımızı düşünürken yine memleketin başka kentlerine dağılmıştık. Lisede okuduğum yıllarda, babamın yaklaşık dört bin kişinin çalıştığı böyle bir işyerinde çalışıyor olmasının ileride meslek seçimime nasıl katkısı olacağını o sıralar bilemezdim tabii.

1971 yılı baharında kısa bir tatil için Adana’ya geldiğimde, babamdan o günlerde işyerinde yaşadığı ilginç bir olayı dinlemiştim. İdari Müdürlüğe gelen bir adam, kendisini tanıtıp özetle Amerika’da Sanayi Mühendisliği tahsili yaptığını, bu fabrikada kendisi gibi birine ihtiyaç olduğunu, en yetkili kişiyle görüşmesi gerektiğini söylemişti. Durum aynı şekilde Hacı Sabancı’ya iletilince, meraklanan Hacı Bey bu genç mühendisle görüşmeyi kabul etmişti. İşin ilginci, bu görüşmede mesleğinin ne işe yaradığını tüm ayrıntılarıyla Hacı Bey’e anlatan güler yüzlü genç adam istediğini elde etmiş ve Genel Müdüre bağlı Koordinasyon Müdürü olarak işe alınmıştı.

Bir süre sonra İmalat Planlama ve Kontrol, İstatistiksel Kalite Kontrol, yeni kurulan Elektronik Bilgi İşlem ve Metot Mühendisliği birimleri de bu müdürlüğün altında yer aldı. Daha sonraları Koordinasyon Müdürlüğünün adı Endüstri Mühendisliği Müdürlüğü olarak değişecekti.

Neydi bu “Endüstri Mühendisliği”?  Bu cins mühendisler böyle her işyerine gidip, “Ben endüstri mühendisiyim, sizin bana ihtiyacınız var. Şu işleri yaparım ve şu kadar ücret alırım!” diyerek, istedikleri işe girerler miydi? Bu olay, adını ilk defa duyduğum Endüstri Mühendisliğine olan ilgimin başlangıcı oldu.

Ben de EM oluyorum

Sadece üç sene sonra, 1974 yılı Temmuz ayında, tam da Kıbrıs Harekâtı sıralarında, ODTÜ Endüstri Mühendisliği ikinci sınıfı bitiren bir öğrenci olarak ilk stajımı Bossa Basma Fabrikası Koordinasyon Müdürlüğünde yapıyordum. Bu süre zarfında birimin kurucusu ve yöneticisi olan Olcay Bey, bölümümüzden mezun Yakup, Adnan ve İrfan adlarında üç ağabeyimizi ekibine almış, Sabancı Holding şirketlerine örnek olacak ilk Endüstri Mühendisliği uygulamalarını birer birer hayata geçirmeye başlamıştı. Ben ise böyle bir ortamda staj yapma fırsatı bulan şanslı EM adaylarından biriydim. Çünkü çevremde, “Endüstri Mühendisliği” bazıları için ne olduğu belirsiz, bildiğini zannedenler için ise “Tekstil mühendisliğinin türevi” olarak nitelendiriliyordu. Bu belirsizlik ve karışıklık kamuoyunda uzunca bir süre, ben mesleğe adım attıktan yıllar sonra da devam etti.

Derken bir gün sıra iş görüşmelerine geldi

Kasım 1976’da mezun olunca, “Bossa” bursiyeri olarak Holding’in Tekstil Gurubunun patronu Hacı Sabancı Bey ile görüşmeye gittim. Kendisini yıllardır tanımama, cana yakın ve güler yüzlü biri olduğunu bilmeme rağmen ilk defa bir işveren ile konuşacak olmanın heyecanını hissetmeye başladım. Ne de olsa ciddi bir iş görüşmesi yapacaktım, üstelik artık bütün Türkiye’nin tanımaya başladığı büyük bir gurubun patronlarının ikincisiyle2.

Hacı Bey’in sıcak karşılaması gerginliğim azaltmıştı. Önce hangi okulu bitirdiğimi sordu. “Orta Doğu Teknik Üniversitesi” cevabıma “Adını kötülemek istiyorlar ama ülkenin en iyi okullarından biri” şeklinde olumlu bir yorumla karşılık verdi. Bölümümü öğrenince gözleri güldü. Kısa bir sohbet yaparken, mesleğimi ne kadar tanıdığımı sorguladığını hissettim. Laf arasında stajlarımı Bossa’da yaptığımı söyleyince konuşmamız daha fazla uzamadı. Sözlerimi almış olduğum burs için teşekkür edip, faydalı olabileceğim bir iş varsa çalışmaktan memnun olacağımı belirterek bitirdim. “Endüstri mühendisine her zaman ihtiyacımız var, olmaz mı hiç. Ben fabrikaların durumuna bakayım hele. Askerliğine kadar çalışır, tecrübe edinirsin. Sonrası daha kolay. Sana haber vereceğim yeğenim.” diyerek görüşmemizi sona erdirdi.

İlk görev belirlendi; Çimento Sektöründe “ilk” Endüstri Mühendisi olacaktım 3

İki gün sonra Hacı Bey tarafından tekrar çağrıldım. Bana yeni iş yerimi ve yapmamı istediği görevi anlattı. Mersin’de, ekibinde hiç EM olmayan Çimsa Çimento Fabrikasında çalışacaktım. İşletmede çalışan işçisinden yöneticisine kadar, herkesin iş tanımlarını yapacak ve yeni organizasyon yapısını bu çalışmaya göre oluşturup, önerilerimi rapor halinde kendisine sunacaktım. Çimsa’da, yakın zamanda Kuzey Afrika’ya ihraç edilen çimentonun bozuk çıkması sonucu teknik personelinin büyük bir kısmı değiştirilmiş, yeni gelen ekibin görev tanımları ve organizasyondaki yerleri henüz netleşmemişti. Bütün bunları dinlerken, bir taraftan Hacı Bey’in kendisine bağlı olarak böyle bir görevi bana vermesinden gururlanıyor, diğer yandan bu işler benim gibi çiçeği burnunda bir mühendisin altından kalkacağı işler midir diye de endişe duyuyordum. İlerleyen günlerde bu konudaki endişelerimde kısmen haklı olduğumu anlayacaktım.

Ve çalışmaya biraz gerilerek başladım

Çimsa Çimento Fabrikasına ilk olarak Genel Müdür Vekili olan Murahhas Aza Orhan Bey’le görüşmek için gittim. Fabrikanın ana girişindeki idari binaya girerken, böyle bir yerde çalışmayı hayal etmediğimi düşünüyordum. Dışarıdan bakıldığında, Holding’in diğer seçeneklerine göre toz toprakla uğraşan bu sektör bana hiç de sevimli gelmemişti. Adana Çimento Fabrikasından emekli Orhan Bey, yanına desturla girilecek cinsten klasik, asık yüzlü ve yaşlı yöneticilerdendi. Odasına girip kendimi tanıttım, işaret ettiği koltuğa oturdum. Ciddi bir suratla elindeki kâğıtlara bakarak, benimle ilgili kendisine bilgi verildiğini ve Hacı Bey’in benden önemli çalışmalar beklediğini, Çimsa’da ona karşı sorumlu olduğumu ama işletmeyi daha iyi tanımam için İşletme Müdürlüğü binasında çalışacağımı söyledi. Kendisi çağırmadıkça yanına gitmeme gerek yoktu. Sonra sekreterini aradı ve tanışmam için birisinin beni İşletme Müdürünün yanına götürmesini istedi.

İşletme Müdürü Faruk Bey, tanışmamın ardından hemen nasihat konuşmalarına başlaması, onun da beni “patrondan torpilli çocuk” olarak sempatiyle karşılamadığını gösteriyordu. Faruk Bey, yapmam söz konusu olan çalışmayı yok varsayarak, tamamen kendisinin belirlediği görev tanımına uymamı istiyordu. Sözü alınca Hacı Bey’in beni buraya göndermesindeki amacı kısaca özetledim, benden üretimle ilgili doğrudan görev yapmamın beklenmediğini anlattım. Bu itirazım hiç hoşuna gitmemişti. “Burada benim borum öter” anlamına gelecek şeyler söyleyerek konuşmasını bitirdi. İşletme Müdürünün işimin tanımını değiştirmesine razı olamazdım ama ilk günden daha fazla gerilmenin gereksiz olduğunu düşünerek, bir süre sessiz kalmanın doğru olacağına karar verdim ve ertesi gün işe başlamak üzere fabrikadan ayrıldım.

İşletmede mütercim ve tercüman olarak değerlendiriliyorum

Çimento imalatını adım adım öğrenmek için işe taş ocaklarından başladım. Fabrika içinde dolaşırken, üretimin heyecanını hissetmek insanı hem daha huzurlu yapıyor, hem de çalışanlarla kurulan sıcak diyaloglar yönetim kademesiyle olan soğuk ilişkileri unutturuyordu. Şehir dışında olan fabrikanın yanındaki misafirhanede oturduğum için mesaim bitince işletmede kalarak vardiya amirleriyle sohbet ediyor, üretimdeki püf noktalarını, önemli ve önemsiz sorunları, çalışanların sıkıntılarını öğreniyordum. Bu arada işletmede tek İngilizce bilen ve zaten belli bir işi (!) olmayan mühendis olarak, boş durmayayım diye, tesisler ve iş makineleriyle ilgili bir sürü işletme kılavuzu veya yedek parça bültenleri, tercüme etmem için bana veriliyordu. Sektöre özel teknik terimlerde oldukça zorlansam da, bu dokümanların bana epey bir şey öğrettiğini fark ettiğim için hiç itiraz etmedim. Gördüğüm kadarıyla mesai saatlerinde masamda sessizce çalışıyor olmam çevremdekileri memnun ediyordu.

Yaz aylarına doğru döner fırınının bir bölgesinde, iç çeperi kaplayan ateş tuğlaları dökülmeye ve bunun sonucu çelik mantoda oluşan eliptik akkor leke giderek büyümeye başlamıştı. Döner fırınlarda dönme ekseninde oluşan sapma böyle bir arızaya neden olunca, fırın ve tabii üretim bir süre sonra durduruluyor, bir iki gün fırının soğuması bekleniyor, sonra da içinde tuğlası dökülen bölge tekrar örülüp onarılıyor. Ayrıca eksen kaymasının saptanıp düzeltilmesi gerekiyordu. Bunun için imalatçı Danimarkalı FLS firmasından derhal konunun uzmanı birisi talep edildi. Yaklaşık beş metre çapında ve yüz metreden uzun koca döner fırının eksenini düzeltecek uzmanın tüm çalışmalarında tercüman olarak bulunacak, gidinceye kadar kendisiyle ilgilenecektim. Teknik el kitaplarını ve kılavuzları çevirmiş olmam çok işime yaradı. Uzman Nielsen geldi, bir hafta boyunca koca fırını ölçtü biçti, ekseninde milimetreler düzeyinde kaymayı ve yerini buldu, düzeltti gitti. Hafta sonu çevre gezisi de dâhil hep yanında bulundum. Çok da keyifli oldu. En keyiflisi İşletme Müdürünün ve tüm teknik ekibin, tercüman olarak da olsa bu işte bana ihtiyaçları olmasıydı.

Toy bir mühendis de olsa EM ciddiye alınmalı

İşletmeyi tanımam hızlandıkça, benden beklenen çalışmanın ana hatları kafamda şekillenmeye başlamıştı. Masamda oturup bölümlerin organizasyon şemalarının ve iş tanımlarının taslaklarını çizip yazdıkça, bunlar odadaki mühendis arkadaşların da ilgisini çekmeye başladı. Yaptıklarımın kendi görevleriyle de ilgili olduğunu fark ettiklerinde olumlu/olumsuz tepkiler verir hatta bazı şeylere karışır olmaya başlamışlardı. Zamanımın geldiğini düşünerek Orhan Bey’in yanına gittim. Fabrikanın yeni organizasyonuyla ilgili böyle hizmete özel bir çalışmanın, üç-dört kişiyle birlikte oturduğum ofiste yapılmasının sakıncalı olduğunu, müstakil bir odamın olması gerektiğini söyledim. Biraz düşündü, talebimi haklı buldu. İki gün sonra bana idari binanın Genel Müdürlük katında müşavirlerin kullanımı için ayrılan odalardan birini verdi. İşletme binasından ayrılıp özel bir odaya geçmem, personel tarafından benim İşletme Müdürüne karşı zaferim olarak algılandı nedense. O günden sonra Faruk Bey ile diyaloğumuz, yemeklerde ara sıra karşılaşıp selamlaşma düzeyine indi.

Çimsa’nın yeni organizasyonunu ve iş gücü planlamasını hemen hemen tamamladığım sıralarda Orhan Bey beni yanına çağırdı. Çalışmamın ne aşamada olduğunu ve ne zaman biteceğini sordu. Bir hafta sonra hiçbir eksiği kalmayacağını, son halini incelemesi için hemen kendisine verebileceğimi söyledim. Belli ki bu işe hiç bulaşmak istemiyordu. Raporu kendisine değil, doğrudan Hacı Bey’e götürecektim.

Yaklaşık bir hafta on gün sonra, elimde telli dosyalarımla Hacı Sabancı’nın Bossa’daki odasındaydım. O zamanlar bilgisayar filan olmadığından ve birisine de daktilo ettiremediğim için, raporumun tümünü özene bezene ellimle yazmıştım. Hacı Bey önce yaptıklarımı kısaca özetlememi istedi. Bana göre fabrikadaki personelin verimli kullanılıp kullanılmadığını sordu. Benim anlattıklarımı verdiğim dosyadan hızlıca takip etti. Ayrıntılarla ilgili birkaç soru daha sordu. Sonunda teşekkür etti. Raporu sakin bir zamanda inceleyip, beni tekrar çağırabileceğini söyleyerek uğurladı. Benden istenen çalışmayı tamamlamış, teslim etmiş olmanın rahatlığı ve bir sonraki görüşmemizde neleri konuşacağımızın merakı ile Bossa’dan ayrılıp Çimsa’ya döndüm.

Orhan Bey beni iki hafta sonra yanına çağırdığında, raporumun kopyasını koltuğumun altına alarak odasının yolunu tuttum. Herhalde sonunda yaptıklarımı merak edip görmek istemişti. Odada İşletme Müdürü Faruk Bey de vardı. Zamanında yapacağım çalışmayı anlatmaya çabalarıma oralı bile olmamıştı, şimdi çalışmamı görmek istiyordu. Faruk Bey konuşmaya başlayınca durumu anladım. Kendisi Çimsa’da göreve başlar başlamaz işletmenin yeni organizasyonu, ekibini nasıl yapılandıracağı üzerinde çalışmalara başlamış, benim yapacağım çalışmayı hiç ciddiye almamış, kendi çalışmasını benden yaklaşık üç ay önce bitirip Hacı Bey’e takdim etmişti. Benim raporumu bekleyen Hacı Bey iki raporu karşılaştırarak farklılıkları titizlikle incelemiş, Çimsa organizasyonunun tek bir öneri haline getirilerek, en kısa zamanda kendisine sunulmasını isteyince işin rengi değişmişti. Kısacası çalışmayı birlikte yapmalı ve aynı organizasyon yapısı üzerinde mutabık kalmalıydık. İki üst yöneticinin tüm bunları benimle paylaşmak zorunda kaldıkları o an kendimi çok iyi hissettim. Sekiz aydır bana karşı soğuk tavırlarının etkisi ve ciddiye alınmadığım duygusuyla kapıldığım karamsarlığın yerini kendime güven duygusu almıştı.

Önce ben Faruk Bey’in hazırladığı organizasyon çalışmasını inceledim. İlk günümde bana sert nasihatler veren Faruk Bey, benim raporumu Hacı Bey’den gelir gelmez incelemişti zaten. Sonra birlikte oturup çalıştık. “Seni hafife almışım” tavrı ile daha sıcak bir yaklaşım göstermesi menfaati doğrultusunda deneyimli bir profesyonelin gösterdiği bir tavır mıydı, yoksa samimi bir davranış mıydı kestiremedim. Sonunda organizasyon yapısına son şeklini verdik ve Hacı Bey’e sunulmak üzere Orhan Bey’e teslim ettik. Yeni organizasyon on gün içinde onaylanınca herkes rahatlamıştı.

İlk işimde, biraz da acemiliğim nedeniyle karşılaştığım olumsuzluklara rağmen, mesleğimin saygınlığı ve bana verdiği güvenden çok memnun kalmıştım4. Sonraki iş yaşamımda da bu duygularım hep güçlendi.

1 Bu yazıyı hazırlamaya başladığımda babam Sadık Özbey hayattaydı ve gayet sağlıklı idi. Bir hafta kadar sonra, referandumun yapıldığı Pazar günü, Adana’daki günlerimize ait bazı ayrıntıları hatırlamak için o müthiş hafızasından yararlanmak üzere 70’li yılların sohbetini yaptık. 22 Ekim 2007 Pazartesi günü sabahı geçirdiği ani bir kalp krizi neticesi, 80 yaşında, aramızdan ayrıldı. Keşke daha da uzun sohbetler yapabilseydik. Kendisini rahmetle anıyorum.

2 Bilmeyenler için kısa bir açıklama yapmak gerekirse 1950’li yıllarda un, yağ ve basma fabrikaları kuran Hacı Ömer Sabancı’nın altı oğlu, büyükten küçüğe, İhsan, Sakıp, Hacı, Şevket, Erol ve Özdemir Sabancı kardeşler babalarından miras kalan işlerini büyük bir işbirliği ve dayanışma içinde Türkiye’nin en büyük Holdinglerinden biri haline getirmişlerdir. İyi bir pamuk uzmanı olduğu bilinen en büyük ağabey İhsan Sabancı’nın aktif iş yaşamından erken çekilmesi nedeniyle gurubun başına “Sakıp Ağa” geçmiştir. Bugün altı kardeşten ikisi; Şevket ve Erol Sabancı hayattadırlar. Halen Holding’in en üst yöneticisi Güler Sabancı, İhsan Sabancı’nın altı çocuğundan en büyükleri olan kızıdır.

3 Çimsa Çimento Fabrikasında 1977 yılı başında çalışmaya başladım. Sektörde çalışan ilk EM olduğumu düşünmemim ilk ipucunu rahmetli Hacı Sabancı vermişti. Gurubun sektördeki diğer ve daha büyük üreticisi olan Akçimento’da da henüz EM yoktu. Bu düşüncemi güçlendiren diğer kişilerden biri sektörden emekli Murahhas Aza Orhan Bey idi. Endüstri mühendisliğinin ne olduğu konusunda pek fikir sahibi değildi. Daha sonra Genel Müdür olarak Çimsa’ya gelen ve sektörün deneyimli yöneticilerinden biri olan tanınan Sedat Yıldız Bey mesleğimizi tanıyordu ama o ana kadar ki ekiplerinde hiç EM olmamıştı. Çimsa’daki son altı ayımda birlikte çalışmış, sayesinde bir EM’ den neler isteyeceğini bilen Genel Müdür’le çalışmanın keyfini yaşamıştım.

4 Çalıştığım yaklaşık on sekiz ay boyunca ilginç deneyimler elde ettiğim Çimsa’dan 1978 yazında askere giderken ayrıldım. Sonradan öğrendiğim kadarıyla Sabancı Gurubu bu sektör EM istihdamına devam etmeyi gerekli görmüş, Bossa’daki EM ekibinden İrfan ağabey benden sonra Çimsa’da görevlendirilmişti. 

S. Necip Özbey

NecipOzbey400

Ocak 1954 yılı İzmir doğumlu, 1971 yılında Ankara Fen Lisesi, 1976 yılında Orta Doğu Teknik Üniversitesi Endüstri Mühendisliği bölümü,  2004 yılında Akdeniz Üniversitesi İşletme Yüksek Lisans mezunudur.

Çalışma yaşamına 1977 yılında Sabancı Holding’in Mersin’de bulunan Çimsa Çimento Fabrikasında Endüstri Mühendisliği Danışmanı olarak başlamış, askerliğini 1978–1980 yılları arasında Deniz kuvvetleri Komutanlığında Komuta Kontrol ve Bilgi İşlem Şubesinde Program Subayı olarak tamamlamıştır.

1980 yılından itibaren İzmir’de Viking Kâğıt ve Selüloz A.Ş.’de Proje Şefi,1983 yılından itibaren Bim Grup şirketlerinden Ebim Elektronik A.Ş.’de Satış ve Hizmet Destek Müdürlüğü, 1986 yılından itibaren grubun yazılımevi olan Bilim Bilgisayar A.Ş.’de Genel Müdür görevlerinde bulunmuştur. 

1988 yılından itibaren kurucusu ve ortağı olduğu Mitek Bilgisayar A.Ş.’de Mikro Sistemler Koordinatörü olarak çalışmış, 1993 yılında tekstil sektörüne geçerek kurucu ortağı ve yöneticisi olduğu Era Tekstil, Enra Tekstil ve Serena Tekstil Şirketlerinde hazır giyim üretimi ve ihracatı yapmıştır.   

Ekim 2001 tarihinde Akdeniz Üniversitesi’nden gelen teklif üzerine özel sektörden ayrılarak üniversitede Rektörlük Danışmanı olarak çalışmaya başlamış, bu dönemde Batı Akdeniz Teknoloji Geliştirme Bölgesinin kuruluş çalışmalarını tamamlamış, Kasım 2004’den itibaren 3 yıl boyunca bölgenin yönetici şirketi Antalya Teknokent A.Ş.’nin kurucu Genel Müdürlüğünü yapmıştır. Mart 2007 tarihinden bu yana Akdeniz Üniversitesi’nde Rektör Danışmanı olarak görevini sürdürmektedir. 

Evli ve iki çocukludur.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın